İçtihat, hukuk sisteminde bir mahkeme kararının, o kararı veren yargıç ya da heyetin kişisel kanaatinin ötesine geçerek emsal teşkil etmesi ve aynı veya benzer uyuşmazlıklarda diğer mahkemeler tarafından bağlayıcı ya da güçlü bir ikna kaynağı olarak kabul edilmesidir. Kısacası, "yargıç ne dedi" sorusundan ziyade "yargı neye hükmetti" sorusunun cevabıdır.
Türkiye’nin Romano-German hukuk ailesinde yer alması nedeniyle teoride içtihat resmen bir yasama kaynağı değildir; yani AB’deki gibi "common law" geleneğindeki gibi doğrudan kanun hükmü yerine geçmez. Ancak pratikte, özellikle Yargıtay ve Danıştay gibi yüksek yargı organlarının verdikleri kararlar, alt mahkemeler için fiilen bağlayıcı bir nitelik taşır. Bir alt mahkeme, Yargıtay’ın yerleşik bir içtihadına aykırı bir karar verirse, bu karar istinaf veya temyiz aşamasında bozulma riskiyle karşı karşıya kalır. Bu durum, hukuki istikrarı ve eşitliği sağlar; çünkü aynı fiil veya hukuki ilişki, farklı yargıçlarda farklı sonuçlar doğurmaz.
Buradaki kritik püf nokta, gerekçeli kararın önemidir. İçtihat, sadece "haklıdır/haksızdır" sonucunda değil, o sonuca varan hukuki gerekçede saklıdır. Bir kararın içtihat niteliği kazanması için, olayın maddi unsurlarının hukuki normlara nasıl uyarlandığının detaylıca açıklanması gerekir. Eğer gerekçe zayıf veya mantıksal tutarsızlıklar içeriyorsa, o karar emsal olma özelliğini kaybeder ve sonraki dosyalarda referans alınmaz.
Pratikte bu konuyu anlamak için şu farkı aklında tutman faydalı olacaktır: Karar (Judgment) tek bir davaya özgüdür ve tarafları bağlar. İçtihat (Precedent) ise gelecekteki benzer davalar için bir yol haritası çizer. Avukatlık pratiğinde, bir davayı kazanmak için sadece mevcut kanun maddelerini değil, o maddenin yorumlanışına dair en güncel ve yerleşik Yargıtay kararlarını da dosyaya sunmak gerekir. Hakim, kendi vicdani kanaatini kullanırken, önceki kararlarla çelişmemeye özen gösterir; zira bu, mesleki itibarını ve hukuki tutarlılığı koruması açısından hayati önem taşır.
Sonuç olarak içtihat, yazılı hukukun katı kalıplarını yumuşatan, toplumsal değişimlere hukukun adapte olmasını sağlayan canlı bir mekanizmadır. Dinamik yapısı sayesinde, yeni doğan sosyal sorunlar için kanun koyucu beklenmeden hukuki çözüm sunar. Bu yüzden hukuk öğrenimi görenler veya uygulayıcılar için içtihat literatürünü takip etmek, sadece kanun metinlerini ezberlemekten çok daha değerli bir beceridir.