"Post Modern Müzik" ifadesi, tek bir tarza veya akıma değil; modernizmin kurallarını, safiyetini ve ilerlemeci görüşünü reddeden geniş bir estetik yaklaşımı tanımlar. Müzikte modernizm (Bartók, Stravinsky, Webern gibi isimlerle) çığır açıcı, zorlu ve "yüksek sanat" odaklıyken; post modernizm bu hiyerarşiyi yıkarak her şeyin müzik olabileceğini savunur.
Post modern müziğin en belirgin özelliği referans ve alıntı (citation/karışım) kullanımıdır. Bir besteci, geçmişten gelen farklı stilleri, türleri ve hatta dış müzikal olmayan sesleri bir arada harmanlar. Burada amaç, yepyeni bir dil icat etmek değil, mevcut dilleri yeniden kurgulamaktır.
Bu yaklaşım, müziği elitist bir kuleden indirip kültürel bir sohbet haline getirir. Dinleyici, eserde kendi bildiği melodileri bulduğunda bir rahatlama hissederken, bunların beklenmedik bir bağlamda sunulmasıyla da şaşkınlık yaşar. Bu çifte bilinç, post modern müziğin anahtarıdır.
Pratikte bu neye benziyor? John Adams'ın Nixon in China adlı eserini düşün. Burada geleneksel Çin operası melodileri, Amerikan popüler müzik unsurları ve modern orkestra yazımı bir arada kullanılıyor. Ya da Philip Glass'ın minimalizmi, daha sonraki yıllarda elektronik müzik ve dünya müziği etkileşimleriyle nasıl evrildiğini incele.
Eğer bu alana yeni giriyorsan, Igor Stravinsky'nin geç dönem eserlerini veya John Cage'in 4'33" gibi konseptsel çalışmalarını dinlemeyi öneririm. Ancak asıl farkı görmek için Morton Feldman veya Steve Reich gibi isimlerin, geleneksel yapıtları nasıl "yansıttığını" veya Ennio Morricone'un sinema müziklerinde klasik müzik diliyle popüler melodileri nasıl ustaca harmanladığını analiz et.
Post modern müzik, "doğru" bir cevap aramaz; aksine çok sesliliği ve belirsizliği kucaklar. Sen de dinlerken kendine şunu sor: "Bu ses nereden geliyor ve nasıl bu kadar farklı bir bağlamda duruyor?" Bu soru, post modern müziğin kapısını aralayan anahtardır.