Hiçe saymak, bir olayı, durumu, kişiyi ya da nesneyi değerinden yoksun görmek, önemsememek, yok saymak veya hiç dikkate almamaktır. Türkçede hem günlük dilde hem de edebi metinlerde sıkça karşılaşılan bu deyim, özünde "değersizleştirme" ve "görmezden gelme" eylemini barındırır. Sadece fiziksel olarak görmezden gelmek değil, zihinsel bir süreç olarak o ögenin varlığına, ağırlığına veya etkisine inanmamayı ifade eder.
Burada kritik olan nokta, "hiç" ile "saymak" kelimelerinin birleşimidir. "Saymak" fiili, değer atfetmek, hesaba katmak, itibar etmek anlamına gelirken; "hiç" ise yokluk, sıfır, var olmayanı temsil eder. Dolayısıyla bir şeyi "hiçe saymak", ona sıfır değer atfettiğiniz demektir. Bu durum, pasif bir ihmal değil, çoğu zaman aktif bir reddiyedir.
Örneğin, bir arkadaşınızın yıllarca süren uyarılarına kulak tıkayıp "Bunlar benim için sadece gürültü" demek, o uyarıları hiçe saymaktır. Ya da bir iş görüşmesinde adayın özgeçmişindeki önemli projeleri görmezden gelip, "Bunlar bizim için önemli değil" demek, o deneyimleri hiçe saymaktır.
Bu deyimi doğru kullanmak için, konunun subjektif (öznel) bir algıya dayandığını bilmelisin. Bir şeyi hiçe saymak, onun objektif olarak değersiz olduğu anlamına gelmez; sadece senin onun değerini kabul etmediğin anlamına gelir. Bu yüzden çoğu zaman eleştiri ya da küçümseme tonu taşır.
Yıllardır proje yönetimi yaptığım için biliyorum ki, en büyük motivasyon kaybı kaynakları "hiçe sayılma" hissidir. Bir ekibin haftalarca üzerinde çalıştığı bir fikri, yöneticinin tek bir cümleyle "Bu eskiden beri denenmiş başarısız bir model" diyerek reddetmesi, o ekibin motivasyonunu sıfırlar. Ancak tersi de geçerlidir; bir birey, toplumun ona yüklediği kalıpları "hiçe sayarak" kendi özgün yolunu çizebilir. Bu noktada "hiçe saymak", bir savunma mekanizması ya da bir özgürleşme aracı olabilir.
Sonuç olarak, hiçe saymak eylemi, ilişkinin, iletişimin veya algının kopuş noktasıdır. Karşındaki kişi veya olay, senin dünya görüşünün, değer yargıların veya önceliklerin çerçevesinde sıfır ağırlığa sahiptir demektir. Bu ifadeyi kullanırken, karşındakinin bunu nasıl algılayacağını düşünmek, özellikle insan ilişkilerinde kritik bir empati gerektirir.