Safahat, Türk edebiyatının başyapıtlarından biri olan bu eserin yazarı tartışmasız şekilde Mehmet Akif Ersoy’dur. Ancak sadece ismi vermek, bu eserin taşıdığı ağırlığı tam olarak yansıtmaz. Eser, yalnızca bir şiir kitabı değil, aynı zamanda bir dönemin ruh halini, millî uyanışını ve entelektüel derinliğini yansıtan bir manifesto niteliğindedir.
Mehmet Akif, Safahat’ı tek bir anda kaleme almadı; bu kitap, farklı zamanlarda yazılmış ve çeşitli temalarda toplanmış şiirlerin bir derlemesidir. Eser, içerik olarak üç ana dönem veya hissiyata ayrılır:
"Safahat" kelimesi Arapça kökenli olup "safhalar", "aşamalar" veya "devreler" anlamına gelir. Akif’in bu ismi seçmesinin nedeni, şiirlerinin tek bir duygusal veya tematik kutuya sığmaması, aksine hayatın ve düşüncenin farklı evrelerini (safhalarını) yansıtmasıdır. Yani eser, sabit bir tema etrafında dönmek yerine, yazarın entelektüel ve manevî yolculuğunun kronolojik ve tematik bir haritası gibidir.
Eseri okurken sadece dize dizilerine değil, arka planına da bakman faydalı olacaktır. Özellikle İstiklal Marşı’nın yazıldığı 1921 yılındaki siyasi ortamı ve Akif’in o dönemdeki siyasi tartışmaları göz önünde bulundurursan, şiirlerdeki "hürriyet" ve "bağımsızlık" vurgularının neden bu kadar sert ve aciliyet taşıdığını daha iyi kavrayacaksın. Ayrıca, Akif’in "Çile" adlı şiirini, toplumun içindeki çelişkileri ve entelektüel bunalımı anlamak için mutlaka dikkatli okumalısın; çünkü bu şiir, Safahat’ın en yoğun ve katmanlı parçalarından biridir.
Sonuç olarak, Safahat’ı sadece bir şiir antolojisi olarak değil, Mehmet Akif Ersoy’un zihinsel ve manevî evrimini anlatan, Türk modernleşme sürecinin edebî belgesi olarak değerlendirmelisin.