İpucu vermek, bir bilginin, çözümün veya sürecin tamamını açık etmeden, karşıdaki kişinin kendi mantık yürütmesini kullanarak sonuca ulaşmasını sağlayacak kadar az ama kritik bir bilgi parçası sunmaktır. Bu, pasif bir anlatımdan ziyade, aktif bir öğrenme tetikleyicisidir. Amaç, karşı tarafın "yapamıyorum" hissiyle değil, "ben de yaparım" özgüveniyle hareket etmesini sağlamaktır.
Çoğu kişi ipucu vermenin zaman kaybı olduğunu düşünür; oysa bu, derinlemesine öğrenmenin en etkili yoludur. Birinin sana doğrudan cevabı vermesi, o anki sorunu çözse de bir sonraki benzer soruda yine aynı noktada takılmana neden olur. Ancak bir ipucu verildiğinde, beynin bu bilgiyi işlemek zorunda kalır. Bu süreç, uzun süreli hafızaya aktarımı güçlendirir.
İpucu verirken en sık yapılan hata, ipucun fazla genel veya fazla spesifik olmasıdır. İdeal ipucu, sadece bir adım öncesinde duran bir bilgidir.
Bir arkadaşın bir reçete yazmaya çalışırken takıldıysa, "Bu tarifi ben yaparım, git otur" demek yerine, "Sütü eklemeden önce tuzu koyduğunu kontrol et, o sıralama tadı bozuyor" demen bir ıspatudur. Bu cümle, tüm tarifi öğretmez ama takıldığı spesifik noktayı çözer. Arkadaşın hem hatayı düzeltir hem de bir sonraki sefer süt ve tuz sıralamasını kendi başına hatırlar.
Özetle, ipucu vermek; merhamet, strateji ve pedagojinin kesiştiği noktadır. Karşındaki kişinin potansiyeline inandığını göstermenin en somut yoludur.