Fikirlerin serbest, bilginin sınırsız olduğu yer
12 Eylül 1980 darbesi gerçekleştiğinde, Türkiye'nin seçilmiş bir Cumhurbaşkanı yoktu. Bu durum, o dönemin siyasi krizinin ve darbenin arka planındaki önemli detaylardan biridir.
Aslında 12 Eylül darbesi, Türkiye'nin Cumhurbaşkanlığı makamının boş olduğu bir dönemde meydana geldi. Bir önceki Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'ün görev süresi 6 Nisan 1980'de sona ermişti. Ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), Korutürk'ün yerine yeni bir Cumhurbaşkanı seçmek için tam 100'den fazla tur oylama yapmasına rağmen, o günkü siyasi kutuplaşma ve meclis içi engellemeler nedeniyle bir türlü çoğunluğu sağlayamadı.
Bu siyasi tıkanıklık nedeniyle, Anayasa gereği TBMM Başkanı, Cumhurbaşkanlığına vekalet etmekteydi. Dolayısıyla, 12 Eylül 1980 tarihinde darbe gerçekleştiğinde, Cumhurbaşkanlığı makamında vekaleten o dönemin TBMM Başkanı İhsan Sabri Çağlayangil bulunuyordu. Çağlayangil, darbe bildirisini ve TSK'nın yönetime el koyduğunu kendi makamından öğrenen ve fiilen etkisiz hale getirilen ilk devlet adamlarından biri oldu. Yani darbe, resmi olarak seçilmiş bir Cumhurbaşkanı varken değil, bu makamın siyasi bir kilitlenme yüzünden boş olduğu ve geçici bir vekilin görevde olduğu bir zamanda yapıldı.
12 Eylül darbesi sonrası ise durum tamamen değişti. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) yönetime el koydu ve "Milli Güvenlik Konseyi" (MGK) adı altında bir yönetim organı oluşturdu. Bu konseyin başkanı da dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren oldu. Darbeyle birlikte TBMM kapatıldı, siyasi partiler feshedildi ve Anayasa askıya alındı.
Kenan Evren, Milli Güvenlik Konseyi Başkanı olarak fiilen devlet başkanı görevini üstlendi. Daha sonra, 1982 Anayasası'nın halkoyuna sunulup kabul edilmesiyle birlikte, Kenan Evren yeni Anayasa'nın geçici 1. maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyeti'nin 7. Cumhurbaşkanı oldu. Bu da gösteriyor ki, darbe öncesi ve darbe sonrası Cumhurbaşkanlığı makamı arasında çok keskin bir kopuş yaşanmıştır. Darbenin temel argümanlarından biri de bu "devlet otoritesinin boşluğu" ve "Cumhurbaşkanının seçilememesi"ydi, ki bu durum siyasi tıkanıklığın ne kadar derinleştiğini de gözler önüne seriyordu.
Senin de görmen gereken kritik nokta şu: Soruyu "12 Eylül darbesi sırasında kim Cumhurbaşkanıydı?" diye sorduğunda, teknik olarak vekaleten İhsan Sabri Çağlayangil'i işaret ederiz. Ama eğer "12 Eylül darbesi sonrası süreçte Cumhurbaşkanlığı koltuğuna kim oturdu?" diye sorarsan, o zaman cevap Kenan Evren olur. Bu ayrım, o dönemin karmaşıklığını anlamak için çok önemlidir.