Vakayı Hayriye, Osmanlı tarihinde 15 Haziran 1826'da Sultan II. Mahmud tarafından Yeniçeri Ocağı'nın şiddetle ortadan kaldırılması olayıdır. Bu olayın kelime anlamı "Hayırlı Olay" veya "Uğurlu Olay" demektir ki bu isimlendirme, dönemin Osmanlı yönetimi ve modernleşme yanlıları için bu hadisenin ne kadar elzem ve olumlu görüldüğünü net bir şekilde ortaya koyar.
Yeniçeri Ocağı, kuruluşundan itibaren Osmanlı'nın askeri gücünün belkemiği olmuştu. Ancak 17. yüzyıldan itibaren bozulmalar başladı. Zamanla:
Askeri Disiplini Kaybettiler: Savaşlardan çok iç siyasetle ve esnaflıkla ilgilenir oldular.
Siyasi Güç Odağı Oldular: Devlet işlerine karışarak sadrazam ve hatta padişah değişimlerinde etkili oldular. Padişahları tahttan indirip yenilerini getirerek merkezi otoriteyi zayıflattılar.
* Islahatların Önünde Engel Teşkil Ettiler: Her türlü yeniliğe, özellikle askeri reformlara karşı çıktılar. Ordunun modernleşmesini engellediler.
II. Mahmud, seleflerinin Yeniçerilerle başa çıkma çabalarının başarısızlıkla sonuçlandığını görmüş, bu yüzden kökten bir çözüm gerektiğine inanmıştı.
Sultan II. Mahmud, Yeniçerilerin gücünü kırabilmek için uzun ve gizli bir hazırlık süreci yürüttü. Öncelikle, Batılı tarzda eğitim görmüş yeni bir ordu olan Eşkinci Ocağı'nı kurma bahanesiyle Yeniçerileri provoke etti. Yeniçeriler, beklendiği gibi bu reform girişimine karşı çıkarak kazan kaldırdılar ve At Meydanı'nda (günümüz Sultanahmet Meydanı) isyan ettiler. Bu, aslında padişahın tam da istediği bir senaryoydu.
İsyan eden Yeniçerilere karşı, önceden hazırlanan topçu birlikleri (Topçu Ocağı) ve Sadrazam Ağa Hüseyin Paşa komutasındaki sadık güçler harekete geçti. Yeniçeri kışlaları, özellikle Etmeydanı'ndaki kışlaları top ateşiyle yerle bir edildi. Kaçabilenler yakalanarak idam edildi veya sürgüne gönderildi. Ocağa mensup herkesin unvanları, malları müsadere edildi ve Yeniçeri adının anılması dahi yasaklandı. İşte bu yüzden bu olay, sadece bir isyan bastırmak değil, köklü bir kurumun tamamen silinmesi anlamına gelir.
Vakayı Hayriye, Osmanlı İmparatorluğu için bir dönüm noktasıdır. Benim yıllar içinde edindiğim tecrübe ve okumalardan anladığım kadarıyla, bu olay yalnızca askeri bir reformdan ibaret değildi; bu, Osmanlı Devleti'nin kendi içindeki en büyük "derin devlet" yapısını tasfiye etme girişimiydi. Yeniçeriler, salt askeri bir birim olmaktan çıkmış, devlet içinde devlet haline gelmiş, ekonomiden siyasete kadar her alanda söz sahibi olan bir güç lobisi haline gelmişlerdi. Onları ortadan kaldırmak, merkezi otoritenin yeniden tesis edilmesinin ve modernleşme çabalarının önündeki en büyük engelin kaldırılmasının tek yoluydu.
Vakayı Hayriye, Osmanlı'nın Batılılaşma yolunda attığı ilk ve belki de en radikal adımdı. Devletin bekası için alınan bu acımasız ama zorunlu karar, İmparatorluğun kalan son yüzyılında farklı bir yola girmesini sağladı.