Değerli okuyucularım, hukukun karmaşık labirentlerinde yol gösterici bir fener olan Yargıtay'ımızın kuruluş tarihini merak etmeniz, aslında sadece bir tarihten çok daha fazlasını sorguladığınızın bir göstergesi. Bu soru, Türkiye'deki hukukun üstünlüğü ilkesinin köklerine, adalet arayışının derin tarihine ve toplumsal dönüşümlerle şekillenen bir kurumsal hafızaya ışık tutuyor. Ben de yıllarını hukuk bilimine ve uygulamasına adamış bir uzman olarak, bu önemli kurumu tüm detaylarıyla ele almak, sizin için sadece bir tarih vermekle kalmayıp, neden bu tarihin bizim için bu kadar anlamlı olduğunu anlatmak istiyorum.
Yargıtay'ın kuruluşunu anlamak için, önce Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerine, büyük dönüşümlerin yaşandığı 19. yüzyılın ortalarına gitmemiz gerekiyor. O dönemde, hukuk sistemimiz modernleşme rüzgarlarıyla tanışıyordu. Tanzimat Fermanı (1839) ve Islahat Fermanı (1856) gibi önemli belgelerle birlikte, devlet yönetimi ve yargı sistemi de Avrupa standartlarına yakınlaşma çabasına girdi. Geleneksel Şer'i Mahkemelerin yanı sıra, yeni ihtiyaçlara cevap verecek Nizamiye Mahkemeleri kurulmaya başlandı.
Ancak bu yeni mahkemeler kurulsa da, onlar arasındaki içtihat birliğini sağlayacak, verilen kararları denetleyecek ve hukukun doğru uygulanmasını temin edecek yüksek bir yargı organı eksikliği hissediliyordu. İşte tam da bu noktada, bugünkü Yargıtay'ın temelini atacak tarihi adım atıldı.
Modern anlamda Yargıtay'ın doğrudan öncüsü olarak kabul edilen kurum, 6 Mart 1868 tarihinde Sultan Abdülaziz tarafından çıkarılan bir fermanla kurulan Divan-ı Ahkâm-ı Adliye'dir.
Bu tarih, Yargıtay'ın temelinin atıldığı ve yüksek yargı geleneğimizin başladığı mihenk taşıdır.
Divan-ı Ahkâm-ı Adliye, başlangıçta hem bir danıştay (idari yargı) hem de bir temyiz mahkemesi (adli yargı) işlevi görüyordu. Ancak zamanla, idari yargı işlevi ayrı bir kuruma devredilerek (Şura-yı Devlet - Danıştay), Divan-ı Ahkâm-ı Adliye'nin temyiz mahkemesi niteliği ağır bastı. Yani, alt mahkemelerin verdiği kararları denetleyen, hukuka uygunluğunu kontrol eden bir üst mahkeme haline geldi.
Bu kuruluş, sadece bir kurumsal adımı değil, aynı zamanda Osmanlı Devleti'nin hukukun üstünlüğü ve yargıda birliği sağlama çabasının da önemli bir göstergesiydi. O dönemi düşündüğümüzde, imparatorluğun dört bir yanında farklı hukuk uygulamaları ve yorumları olabileceği göz önüne alındığında, bu tür bir üst denetim mekanizmasının ne kadar elzem olduğu daha iyi anlaşılır.
Osmanlı İmparatorluğu'nun sona ermesi ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla birlikte, yargı sistemimiz de köklü bir dönüşümden geçti. Milli Mücadele döneminde, Ankara'da kurulan Büyük Millet Meclisi Hükümeti, Osmanlı'dan devraldığı yargı sistemini kendi ihtiyaçlarına göre yeniden yapılandırma yoluna gitti.
1920 yılında, Ankara'da Heyet-i Temyiziye adıyla yeni bir yüksek yargı organı kuruldu. Bu kurum, Divan-ı Ahkâm-ı Adliye'nin temyiz işlevini üstlendi ve yeni Türk devletinin yargı organı olarak görev yaptı.
Ve nihayet, 1921 Anayasası (Teşkilât-ı Esasiye Kanunu) ile birlikte, bu yüksek yargı organının adı Yargıtay olarak belirlendi. Cumhuriyetin ilk yıllarında çıkarılan kanunlarla (özellikle 1924 tarihli ve 469 sayılı ve 1927 tarihli ve 767 sayılı kanunlar), Yargıtay'ın teşkilat yapısı, görev ve yetkileri daha da netleştirildi ve modern Yargıtay'ın temelleri atıldı.
Bu süreç, sadece bir isim değişikliği değil, aynı zamanda ulusal egemenliğe dayalı, laik ve modern bir hukuk devletinin inşasının da önemli bir parçasıydı. Yeni devlet, kendi yargı organlarını kurarak bağımsızlığını pekiştiriyor, adalet mekanizmasını sağlam temeller üzerine oturtuyordu.
Peki, günümüzde Yargıtay ne anlama geliyor? Benim gibi yıllarını hukuka vermiş bir profesyonel için Yargıtay, sadece bir temyiz mahkemesi olmaktan çok daha öte bir kurumdur. O, Türkiye'deki hukukun üstünlüğünün, adaletin tecellisinin ve yargıda birliğin güvencesidir.
Yargıtay'ın temel görevi, adliye mahkemelerince verilen ve kesinleşmeyen karar ve hükümlerin hukuka uygunluğunu denetlemektir. Yani, alt mahkemelerde yapılan olası hataları düzeltir, hukukun her yerde aynı şekilde uygulanmasını sağlar. Bu sayede:
Bir hukukçu olarak, kariyerim boyunca Yargıtay'ın verdiği kararların, sadece davaları değil, aynı zamanda toplumun genel hukuk anlayışını ve adalet duygusunu nasıl şekillendirdiğine defalarca şahit oldum. Bazen yıllarca süren karmaşık hukuki mücadelelerin ardından Yargıtay'dan gelen bir bozma kararı veya onama kararı, bir dosyanın seyrini tamamen değiştirmiş, kişilerin hayatlarına yön vermiştir.
Şunu net bir şekilde ifade edebilirim ki, Yargıtay'ın 1868'deki Divan-ı Ahkâm-ı Adliye ile başlayan serüveni, Türkiye'nin modernleşme ve hukuk devleti olma yolundaki kararlılığının en güçlü göstergelerinden biridir. Yargıtay, adli sistemimizin kalbi gibidir. Oradan çıkan kararlar, tüm alt mahkemeler için bir kılavuz niteliğindedir.
Bir dosya üzerinde çalışırken, eğer Yargıtay içtihatları olmasa, her mahkeme kendi kafasına göre karar verebilir, bu da hukuki kaosa yol açabilir. İşte tam da bu noktada, Yargıtay'ın rolü hayati önem taşır. O, hukukun "ortak aklı" ve "vicdanı" gibidir; adaletin terazisinin doğru tartmasını sağlar.
Bu kurumun tarihi, aslında bir ulusun adalet arayışının, hukuku üstün kılma çabasının ve medeniyet yolculuğunun hikayesidir. Bu nedenle, Yargıtay'ın kuruluşuyla ilgili bu soruyu sadece bir tarih bilgisi olarak görmek yerine, onu bir kurumun ve dolayısıyla bir ülkenin adalet serüveninin başlangıcı olarak değerlendirmek gerekir.
Yargıtay, kökenleri 1868'de kurulan Divan-ı Ahkâm-ı Adliye'ye dayanan, cumhuriyet döneminde Heyet-i Temyiziye adıyla devam eden ve 1921 Anayasası ile bugünkü ismini alan, Türkiye Cumhuriyeti'nin en köklü ve saygın kurumlarından biridir. Kuruluş tarihi, bize sadece bir takvim yaprağını değil, aynı zamanda bir ulusun adalet ve hukukun üstünlüğü ilkesine olan sarsılmaz bağlılığını da anlatır.
Yıllarca süregelen hukuki deneyimlerimle şunu çok iyi biliyorum ki, Yargıtay gibi güçlü ve bağımsız bir yüksek yargı organı olmadan, gerçek anlamda bir hukuk devletinden bahsetmek mümkün değildir. O, vatandaşların yargı sistemine olan güvenini temsil eden, adaletin tecellisi için vazgeçilmez bir kurumdur. Bu nedenle, Yargıtay'ın kuruluşunu bilmek ve önemini anlamak, hepimiz için oldukça kıymetlidir.