Fikirlerin serbest, bilginin sınırsız olduğu yer
Dede Korkut, Türk destan geleneğinin en bilinen, en saygın ve en bilge simgesidir. O, tek bir tarihsel şahsiyetten ziyade, Oğuzların ortak bilincini, değerlerini, törelerini ve yaşam felsefesini temsil eden efsanevi bir aksakal (ak saçlı bilge) ve ozandır. Kimi kaynaklar onu 6. veya 7. yüzyılda yaşamış gerçek bir şaman ya da ozanla ilişkilendirse de, edebi ve kültürel önemi, onun fiziksel varlığından çok, Dede Korkut Kitabı ya da Kitab-ı Dede Korkut Ala Lisan-ı Taife-i Oğuzhan olarak bildiğimiz destansı hikayelerdeki işleviyle ortaya çıkar.
Dede Korkut hikayelerinde sen onu sürekli olarak şu rollerde görürsün:
Senin burada Dede Korkut'u anlaman için en önemli püf nokta şudur: Dede Korkut, hikayelerin içinde bir karakter olmaktan öte, bizzat hikayelerin sesidir. O, olayları sadece anlatmaz; onları yorumlar, kutsar ve onlara bir anlam yükler. Onun ağzından çıkan sözler, Oğuz töresinin, ahlakının ve bilgeliklerinin özetidir. Bu destanlardaki her bir boy, Oğuzların kendi kimliklerini, tarihsel süreç içindeki değişimlerini ve komşu halklarla olan ilişkilerini yansıtır.
Benim yıllardır bu metinlerle çalışmış biri olarak gördüğüm en çarpıcı yönlerinden biri, Dede Korkut'un birleştirici gücüdür. O, farklı Oğuz boylarını, hatta bazen rakip gibi görünen kahramanları bile ortak bir kültürel potada eritir, onlara kim olduklarını, nereden geldiklerini ve nereye gittiklerini hatırlatır. Bu hikayeler, günümüzde bile Türkçe konuşan halkların ortak kültürel kodlarını anlamamız için bir anahtar görevi görür. Örneğin, Bamsı Beyrek'in sadakati, Tepegöz'e karşı verilen mücadeledeki birliktelik veya Deli Dumrul'un Allah'a meydan okuyuşu ve tövbesi, sadece eski hikayeler değil, aynı zamanda bizim insani ve manevi değerlerimize dair zamana yayılan birer derstir.
Kısacası, Dede Korkut, Türk milletinin kadim belleğini ve kimliğini taşıyan, sözlü geleneğin yazılı edebiyata dönüştüğü noktada köprü vazifesi gören, ölümsüz bir bilgelik sembolüdür.