Irkçılık, biyolojik olarak tanımlanmış, net sınırlara sahip "ırklar" arasında yapay bir hiyerarşi kurma ve bu hiyerarşiye dayalı olarak belirli gruplara karşı önyargı, ayrımcılık veya düşmanlık geliştirme eylemidir. Ancak bu kavramı anlamak için önce en kritik püf noktasını bilmen gerekir: Bilimsel olarak insan ırkları diye bir şey yoktur. Genetik araştırmalar, insan popülasyonları arasındaki biyolojik farkların, aynı ırk içi bireyler arasındaki farklardan çok daha küçük olduğunu kanıtlamıştır. Irk, tamamen sosyolojik ve tarihsel bir inşadır; yani toplumsal güç dinamikleri tarafından yaratılmış ve sürdürülmüş bir kavramdır.
Çoğu kişi ırkçılığı sadece açık sözlü saldırılar (sloganlar, hakaretler) olarak algılar. Oysa uzmanlar için asıl tehlike, yapısal (yapısal) ırkçılıktadır. Bu, bireysel kötü niyetten bağımsız, sistemlerin kendisinin dezavantajlı gruplara karşı işleyişidir.
Sen bir birey olarak "ben ırkçı değilim" diyebilirsin, ancak bulunduğun sistemin kodları farklı çalışabilir. Örneğin, bir mahalledeki okulların bütçesinin o mahalledeki evlerin emlak değerine bağlı olduğu bir sistemde, zaten ekonomik olarak dezavantajlı olan azınlık grupları, nesiller boyu yetersiz kaynaklarla yetiştirilir. Bu, kimse ırkçı slogan atmasa bile devam eden bir ırkçılık biçimidir.
Irkçılığı tanımak için sadece "kötü niyet" aramak yetmez; sonuca bakmalısın. Belirli bir gruba yönelik tutumlar, o grubun toplumsal, ekonomik veya siyasi güçten sistematik olarak dışlanmasına yol açıyorsa, bu bir ırkçılık belirtisidir.
Kendi gündelik hayatında şu soruyu kendine sorman, bu farkındalığı artırır: "Bir karar verirken veya bir yargı oluştururken, karşımdaki kişinin soyadını, yüz yapısını veya aksanını bilmeden aynı kararı verir miydim?" Eğer cevap "hayır" ise, bilinçli ya da bilinçdışı bir önyargı tetiklenmiştir. Irkçılıkla mücadelenin ilk adımı, biyolojik bir gerçeklik sanılan bu sosyal inşayı sorgulamak ve sistemin görünmez çarklarını fark etmektir.