Kanije’nin fethi, Osmanlı tarihinin en kanlı ve stratejik olarak en çetrefilli savaşlarından biri olan İkinci Kanije Savaşı (1690-1691) ile özdeşleşir. Ancak sorunun cevabı tek bir kişinin adı olarak sığdırılamaz; bu fetih, hem askeri dehanın hem de siyasi diplomasinin ortak ürünüdür. Teknik ve fiili anlamda Kanije’yi ele geçiren komutan Koca Ragıp Paşa’dır.
1691 yılında Kanije kalesini kuşatıp teslim alan ve kaleyi Osmanlı topraklarına katan kişi Koca Ragıp Paşa’dır. Bu başarı, Osmanlı ordusunun 1683 Viyana yenilgisi sonrası yaşadığı moral çöküntüsünü bir nebze de olsa kırmış ve Habsburg ordusunu Macaristan’dan geri püskürtmüştür. Ragıp Paşa’nın bu seferdeki başarısı o kadar büyüktü ki, savaşın hemen ardından Sadrazamlık makamına getirilmiştir. Yani Kanije’nin "fatihi" unvanı, askeri operasyonun lideri olan Ragıp Paşa’ya aittir.
Ancak Kanije’nin Osmanlı egemenliğinde kalmasının arkasındaki asıl güç, III. Mustafa ve dönemin Sadrazamı Süleyman Paşa’nın diplomatik hamleleridir. Ragıp Paşa kalesi ele geçirirken, Viyana’da imzalanan Karlowitz Antlaşması (1699) süreci hızla ilerliyordu. Eğer sadece askeri başarıya bakarsanız Ragıp Paşa’yı görürsünüz; ancak şehrin Osmanlı sınırları içinde kalmasını sağlayan, bu askeri zaferin siyasi zemine oturtulmasıdır. Süleyman Paşa, Avrupa’daki diğer güçlerle dengeleri kurarak Kanije’nin geri verilmemesini sağlamıştır.
Kanije, Tuna Nehri üzerindeki stratejik konumu nedeniyle bir "anahtar" görevi görüyordu. Burayı kontrol eden taraf, Macaristan ve Avusturya içlerine doğru ilerleyişin kapısını aralayabiliyordu. Bu yüzden Ragıp Paşa’nın fiziksel fethi, III. Mustafa döneminin "son büyük askeri parlaklığı" olarak tarihe geçmiştir.
Tarihi kaynakları tararken "Kanije fatihi" ifadesini gördüğünüzde, bağlama dikkat etmeniz gerekir. Eğer soru 1664 yılındaki ilk Kanije Savaşı hakkındaysa, o dönemin Osmanlı komutanı Köprülüzade Fazıl Paşa’dır. Ancak popüler kültürde ve genel tarih anlatılarında "Kanije" denince akla gelen zafer ve ardından gelen Karlowitz süreci, Koca Ragıp Paşa ile doğrudan ilişkilendirilir.
Özetle; kaleyi ele geçiren kılıç Ragıp Paşa’nın, kaleyi Osmanlı tarihinin haritasına kalıcı olarak kazıyan ise III. Mustafa ile Süleyman Paşa’nın diplomasisidir. Bu iki unsuru ayırarak bakmak, olayın gerçek boyutunu anlamayı zorlaştırır.