2010 yılı Altın Portakal Film Festivali'nde En İyi Film ödülünü kazanan yapım, genç yönetmen Seren Yüce'nin yönettiği ve aynı zamanda onun ilk uzun metrajlı filmi olan Çoğunluk'tur.
Bu galibiyet, özellikle Seren Yüce'nin ilk filmiyle hem En İyi Film hem de En İyi Yönetmen ödülünü kazanması açısından festival tarihinde oldukça çarpıcı ve akılda kalıcı bir an olmuştur. Altın Portakal jürisi, biliyorsun ki her zaman yeni seslere ve özgün sinema diline büyük değer verir. Çoğunluk da bu beklentiyi fazlasıyla karşılayan, güçlü bir çıkış filmiydi. Filmin sadece Altın Portakal'da değil, aynı yıl Venedik Film Festivali'nde "Geleceğin Aslanı" (Luigi De Laurentiis Ödülü) gibi uluslararası arenada da önemli bir ödül kazanması, filmin ve yönetmenin ne denli büyük bir potansiyele sahip olduğunun somut bir göstergesiydi.
Film, İstanbul'da babasının inşaat şirketinde çalışan, hayatı rutinler ve beklentilerle şekillenmiş 20'li yaşlarında bir genç olan Mert'in hikayesini anlatıyor. Çoğunluk, aslında Türkiye'nin "çoğunluğunu" oluşturan orta sınıfın, özellikle de 'beyaz yakalı' diye tabir edebileceğimiz kesimin sıkışmışlığını, kültürel kodlarını ve aile içi baskıyı oldukça incelikli bir gözlem ve yer yer hafif bir mizahla ele alıyor. Mert'in Kürt kökenli Sevil ile yaşadığı ilişki üzerinden dönemin Türkiye'sindeki sınıf farkları, etnik kimlik ve aile içi çatışmalar gibi hassas konular da ustaca işleniyordu. Film, bireyin kendi hayatı üzerindeki kontrolünün ne kadar kısıtlı olabileceğini ve aile-toplum baskısının genç bir bireyin kişisel gelişimini nasıl belirlediğini, sanki bir belgeselci titizliğiyle mercek altına alıyordu.
Çoğunluk'un 2010'daki bu zaferi, Türk sinemasında o dönemde yükselişte olan yeni bir dalganın, yani daha minimalist, gerçekçi ve sosyal meselelere odaklanan filmlerin önemini perçinleyen bir dönüm noktasıydı. Seren Yüce, karakterlerin iç dünyasına odaklanarak, büyük dramatik olaylar yerine gündelik hayatın sıradanlığını ve bu sıradanlık içinde gizli derin çatışmaları işlemeyi tercih etti. Bu yaklaşım, Nuri Bilge Ceylan'ın öncülük ettiği "auteur sineması" akımının, yeni nesil yönetmenler tarafından farklı perspektiflerle yorumlandığının en güzel örneklerinden biriydi.
O dönemdeki festival tecrübelerime dayanarak söyleyebilirim ki, Altın Portakal jürisi, Çoğunluk'u sadece sinematografik başarısı için değil, aynı zamanda Türk toplumunun farklı katmanlarını ve sosyolojik gerçekliklerini cesurca ve tarafsız bir dille yansıtma biçimi için de takdir etti. Film, seyirciye "işte bu bizim hikayemiz" dedirten, ama aynı zamanda derinlemesine sorgulatan bir ayna tutuyordu. Bu tür bir sinema dili, festivalin kimliğinde her zaman merkezi bir yer tutmuştur ve 2010'da bu geleneği en layıkıyla devam ettiren eser Çoğunluk olmuştur. Genç bir yönetmenin ilk filmiyle bu denli güçlü bir çıkış yapması, sonraki yıllarda da festivallerin "ilk filmlere" daha dikkatli yaklaşmasına zemin hazırlayan önemli bir milattı diyebilirim.