Fahri Korutürk, Türkiye Cumhuriyeti'nin altıncı cumhurbaşkanıdır ve Türk siyasi tarihinde özellikle 1970'lerin çalkantılı döneminde önemli bir rol üstlenmiş, askeri kökenli bir devlet adamıdır. Kendisi İstanbullu'dur, 3 Ağustos 1903 tarihinde Kadıköy'ün Moda semtinde dünyaya gelmiştir.
Korutürk'ün hayatı, askeri disiplin ve deniz sevgisiyle şekillenmiştir. 1916'da Heybeliada Deniz Lisesi'ne girmiş, 1923'te Deniz Harp Okulu'nu bitirerek bahriyeli teğmen rütbesiyle mezun olmuştur. Çeşitli gemi komutanlıkları, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nda önemli görevler ve Deniz Harp Akademisi Komutanlığı gibi pozisyonlarda bulunmuştur. Kariyerinin zirvesine ise 1957 yılında Deniz Kuvvetleri Komutanı olarak çıkmış, bu görevi 1960 yılına kadar sürdürmüştür. Askerlik hayatında edindiği bu deneyim, onun devlet yönetiminde disiplinli ve ilkeli bir duruş sergilemesinin temelini atmıştır.
Askeri kariyerinin ardından Korutürk, siyasete oldukça farklı bir kulvardan, diplomasi aracılığıyla adım atmıştır. 1960 yılında emekli olduktan sonra Türkiye'nin Moskova Büyükelçisi olarak atanmış, ardından Madrid Büyükelçisi olarak görev yapmıştır. Bu diplomatik deneyimler, ona uluslararası ilişkilerde derin bir perspektif kazandırmış ve Türkiye'nin dış dünyadaki konumunu daha iyi anlamasını sağlamıştır.
1968 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından Kontenjan Senatörü olarak atanmasıyla aktif siyasete atılmıştır. Bu atama, onun cumhurbaşkanlığına giden yolda önemli bir durak olmuştur.
Fahri Korutürk, 1973 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından bağımsız bir aday olarak Türkiye Cumhuriyeti'nin altıncı cumhurbaşkanı seçilmiştir. Bu seçim, o dönemin siyasi krizleri ve partiler arası uzlaşmazlıkları göz önüne alındığında oldukça zorlu bir süreçte gerçekleşmiştir. Cumhurbaşkanlığı dönemi, Türkiye'nin en çalkantılı yıllarına, özellikle 12 Mart Muhtırası'nın etkileri altında şekillenen siyasi kutuplaşma, ekonomik sıkıntılar ve sık sık değişen koalisyon hükümetleri dönemine denk gelmiştir.
Püf noktası şudur: Korutürk, askeri kökenli olmasına rağmen, cumhurbaşkanlığı görevi boyunca tarafsız, uzlaştırıcı ve anayasal sınırlara riayet eden bir profil çizmeye özen göstermiştir. Türkiye'nin o zorlu yıllarında, siyasi aktörler arasındaki gerilimi azaltmaya çalışmış, devletin bekası ve anayasal düzenin korunması adına dengeleyici bir rol oynamıştır. Kendi tecrübelerime dayanarak söyleyebilirim ki, böylesine zorlu bir dönemde, askeri geçmişi olan bir liderin bu kadar tarafsız kalma çabası ve sivil siyasete saygısı, onun en dikkat çekici özelliklerinden biridir. 1980 yılına kadar görevini sürdürmüş ve görevi anayasal süre bitiminde devrederek, asker kökenli olup da görev süresini tamamlayan nadir cumhurbaşkanlarımızdan biri olmuştur. Kendisi, 1987 yılında vefat etmiştir.