İsmet İnönü, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasında ve şekillenmesinde Atatürk'ten sonra gelen en kritik figürlerden biri, askeri ve siyasi kariyeriyle ulusun kaderine yön vermiş, karmaşık ve çok yönlü bir liderdir.
İsmet İnönü, öncelikle Kurtuluş Savaşı'nın Batı Cephesi Komutanı olarak tanınır. Birinci ve İkinci İnönü Savaşları'nda kazanılan zaferler, ona Mustafa Kemal Atatürk tarafından "İnönü" soyadını kazandırmıştır. Bu soyadı, sadece bir aile adı olmanın ötesinde, ulusal bağımsızlık mücadelesinin en kritik anlarındaki liderliğinin ve askeri dehasının bir simgesidir.
Savaş sonrası dönemde ise diplomasinin en çetin sınavlarından birini verdi. Lozan Barış Konferansı'nda Türkiye'yi temsil eden baş delege olarak, bugünkü Türkiye Cumhuriyeti'nin uluslararası alandaki bağımsızlığını tescil eden ve sınırlarımızı belirleyen antlaşmanın mimarlarındandır. Bu süreçteki dirayetli ve sabırlı duruşu, onun sadece askeri değil, aynı zamanda siyasi ve diplomatik yeteneklerinin de ne denli üstün olduğunu gösterir.
Cumhuriyet'in kuruluşunda ve kurumlaşmasında Atatürk'ün en yakın çalışma arkadaşı ve ilk başbakanlarından biriydi. Atatürk'ün vefatının ardından, Türkiye Cumhuriyeti'nin ikinci Cumhurbaşkanı olarak göreve geldi. Onun Cumhurbaşkanlığı döneminde, Türkiye İkinci Dünya Savaşı gibi küresel bir yıkımın dışında kalmayı başardı. Bu durum, İnönü'nün dengeci ve ihtiyatlı dış politika anlayışının ve kriz yönetimindeki başarısının bir göstergesidir. Savaş sonrası dünyadaki değişim rüzgarlarına uyarak, tek partili rejimden çok partili demokratik hayata geçişin öncülüğünü yapmış, bu kararı "en büyük eserim" olarak nitelendirmiştir. Ancak "Milli Şef" dönemi olarak anılan bu süreç, aynı zamanda kendisine yönelik eleştirileri de beraberinde getirmiştir.
İsmet İnönü, 1884 yılında İzmir'de doğmuştur. Babası Resulzade Reşit Efendi, annesi Ayşe Cevriye Hanım'dır. Ailesi köken olarak Malatya'ya dayansa da, kendisi dünyaya İzmir'de gelmiştir.
Tecrübelerime dayanarak söyleyebilirim ki, İnönü'nün liderliğindeki en belirgin özelliklerden biri, Osmanlı'nın son dönemindeki çalkantılı deneyimlerinden ve Harbiye eğitiminden gelen disiplin ve devlet geleneğine bağlılıktır. Özellikle Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki bürokratik yapının oturtulmasında ve kurumsal hafızanın oluşturulmasında onun titiz ve kararlı yaklaşımının büyük bir etkisi olmuştur. Bu durum, günümüzde dahi Türk siyasetindeki bazı kurumsal reflekslerde hissedilir.