Duyun-u Umumiye, tam adıyla Osmanlı Borçları Genel Yönetimi İdaresi (Administration de la Dette Publique Ottomane), 1881 yılında Osmanlı Devleti'nin yabancı alacaklılarını temsil eden Avrupa devletleri tarafından kurulan ve Osmanlı Devleti'nin belirli gelir kaynaklarına doğrudan el koyarak dış borçlarını tahsil etmekle görevli uluslararası bir kurumdur. Osmanlı Devleti'nin 1875'te mali iflasını ilan etmesi ("Ramazan Kararnamesi") ve 93 Harbi sonrası yaşadığı ekonomik sıkıntılar sonucu, yabancı alacaklılarla yapılan müzakerelerin ardından 1881 tarihli Muharrem Kararnamesi ile resmen hayata geçirilmiştir.
Bu kurum, sadece bir borç tahsilatı organı olmaktan çok öteydi; Osmanlı ekonomisi üzerinde büyük bir egemenlik kaybını simgeliyordu. Doğrudan uluslararası sermaye ve devletlerin kontrolündeydi. Duyun-u Umumiye'nin el koyduğu gelir kaynakları genellikle şunlardı:
Kurumun kendine ait, Avrupalı ve Osmanlı uyruklu memurlardan oluşan bir teşkilatı, maliyesi ve hatta bazı bölgelerde borçları tahsil etmek için jandarma gücü bile vardı. Bu durum, adeta devlet içinde devlet gibi işleyen bir yapı oluşturmasına neden olmuştur.
Yıllardır bu konuyu incelerken, Duyun-u Umumiye'nin sadece "bir borç idaresi" olmaktan çok daha fazlası olduğunu net bir şekilde gördüm. Bu, aslında uluslararası finans kapitalinin bir imparatorluğun iç işlerine nasıl doğrudan müdahale edebileceğinin, bağımsızlığını nasıl adım adım ele geçirebileceğinin ders kitaplık bir örneğiydi. O dönemde batılı bankerler ve devletler, Osmanlı'ya verdikleri kredileri bir kaldıraç olarak kullanarak, ülkenin kaynaklarına ulaşmanın ve kendi çıkarlarını güvence altına almanın mükemmel bir yolunu bulmuşlardı. Bu yapı, bugünkü küresel ekonomik ilişkilerde de, özellikle borç krizleri yaşayan ülkeler üzerinde dışarıdan gelen etkilerin anlaşılması adına bize önemli tarihi dersler sunuyor.
Duyun-u Umumiye, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla birlikte Lozan Barış Antlaşması (1923) ile kaldırılmış, ancak Osmanlı'dan kalan borçların tasfiyesi ve ödenmesi süreci 1928'deki Paris Antlaşması'yla yeniden düzenlenerek 1954 yılına kadar devam etmiştir. Yani, kurumun varlığı sona erse de, mali yükümlülükleri yeni cumhuriyetin ekonomik bağımsızlık mücadelesini uzun yıllar etkilemiştir.
Duyun-u Umumiye, Osmanlı İmparatorluğu'nun dış borçlarını ödeyemez hale gelmesi üzerine, alacaklı devletlerin talebiyle 1881 yılında kurulan, Osmanlı maliyesinin önemli bir bölümünü doğrudan kontrol eden "Osmanlı Genel Borçlar İdaresi" adıdır. Kısacası, sen bunu bir ülkenin ekonomik egemenliğini yabancı devletlere devretmesinin en acı sembollerinden biri olarak düşünebilirsin.
Osmanlı, Kırım Savaşı'yla birlikte artan dış borç yükünü karşılayamaz hale geldi. Özellikle 1875'te borçların faizlerini bile ödeyemeyeceğini ilan etmesi (Ramazan Kararnamesi), alacaklı Avrupalı devletleri (İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, Avusturya-Macaristan gibi) harekete geçirdi. Muharrem Kararnamesi (1881) ile bu idare kuruldu. Duyun-u Umumiye, basit bir borç tahsil organı değildi; o, başlı başına bir devletti adeta devlet içinde. Osmanlı hazinesine girmesi gereken bazı vergi gelirlerini doğrudan toplama yetkisine sahipti.
Bu idare, Osmanlı'nın en stratejik ve sürekli gelir kaynaklarını elinde tutuyordu. Neler miydi bunlar?
Tuz ve tütün tekelleri
İpek aşarı (vergi)
Damga resmi
Balık avı vergileri
Alkollü içki vergileri
Bulgaristan ve Doğu Rumeli'den gelen yıllık aidatlar
Senin burada anlaman gereken püf nokta, bu idarenin sadece para toplamakla kalmayıp, bu kaynakların üretiminden dağıtımına kadar olan süreçlere de fiilen müdahale edebilmesiydi. Kendi memurları, gümrükçüleri, hatta güvenlik güçleri bile vardı. Bu durum, Osmanlı'nın mali özerkliğini tamamen kaybetmesi anlamına geliyordu. Devletin en temel ihtiyaçları için bile gelir yaratmakta zorlandığını, bir anlamda ipoteğe verilmiş bir ülke konumuna düştüğünü görüyorsun.
Duyun-u Umumiye'nin varlığı, Osmanlı İmparatorluğu'nun hem ekonomik hem de siyasi bağımsızlığını derinden sarstı. Yabancı devletler, bu idare aracılığıyla Osmanlı iç işlerine müdahale edebilmek için önemli bir kaldıraç elde etmişlerdi. Toplanan paranın büyük bir kısmı borç faizlerine gidiyor, anapara ödemesi ise neredeyse hiç yapılamıyordu. Bu, Osmanlı halkının üzerine binen vergi yükünü artırırken, devletin gelişme ve yatırım yapma kapasitesini de felç ediyordu. Bu yapı, I. Dünya Savaşı'nın sonuna kadar devam etti ve ancak Lozan Barış Antlaşması (1923) ile tasfiye edildi. Ancak tasfiyesi bile yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'ne borç yükünün bir kısmını miras bıraktı.
Benim yıllardır bu konuda gördüğüm en çarpıcı gerçek, Duyun-u Umumiye'nin sadece mali bir kurum olmaktan öte, emperyalizmin bir ülkenin ekonomik damarlarına nasıl sızabileceğinin ve onu nasıl kendi çıkarları doğrultusunda sömürebileceğinin ders kitabı niteliğinde bir örneği olmasıdır. Bir ülkenin mali disiplini ve bağımsızlığı, ulusal egemenliğin temelidir. Duyun-u Umumiye, işte bu temelin nasıl yıkılabileceğini bize acı bir şekilde gösteren tarihsel bir derstir.