Merhaba kıymetli okuyucularım,
Bugün sizlerle, Türk İslam düşünce ve ilim hayatına silinmez bir damga vurmuş, adeta bir asırdan diğerine köprü kurmuş müstesna bir şahsiyeti, Ömer Nasuhi Bilmen Hocaefendi'yi tüm derinliğiyle tanımaya çalışacağız. Onun adını duyunca zihinlerde hemen "tefsir" ve "fıkıh" kelimeleri yankılanır; ancak Bilmen Hoca, sadece akademik eserleriyle değil, aynı zamanda mütevazı kişiliği, engin ilmi ve kuşatıcı bakış açısıyla da her dönemde ilham kaynağı olmuş bir abide şahsiyettir.
Türkiye'nin önde gelen bir uzmanı olarak, onun hayatını, eserlerini ve geride bıraktığı mirası farklı açılardan ele alırken, bu büyük alimi yakından tanıdığınızda hissedeceğiniz o derin saygı ve hayranlığı sizlere de aktarmayı umuyorum. Gelin, bu ilim deryasının sularına birlikte dalalım.
Ömer Nasuhi Bilmen Hocaefendi, Osmanlı İmparatorluğu'nun son demleriyle Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş ve gelişim yıllarına tanıklık etmiş, iki dönemin de ilim ve irfan geleneğini harmanlamış çok yönlü bir alimdir. Onu tek bir sıfatla tanımlamak neredeyse imkansızdır; zira o hem bir müfessir, hem bir fakih, hem bir hukukçu, hem bir öğretmen, hem de bir idareciydi.
Hikayemiz 1882 yılında, Doğu'nun kadim şehirlerinden Erzurum'da başlıyor. Ömer Nasuhi, ilköğrenimini burada tamamladıktan sonra, henüz çocuk yaşta olmasına rağmen içindeki ilim aşkıyla İstanbul'a doğru yola çıkar. Bu yolculuk, aslında sadece coğrafi bir değişim değil, aynı zamanda onun zihinsel ve ruhsal dünyasında açılacak yeni kapıların da başlangıcıdır.
İstanbul'da, dönemin en saygın alimlerinden dersler alır. Özellikle Darü'l-Hilafeti'l-Aliyye Medresesi'ndeki eğitimi, onun sağlam bir fıkıh ve usûl-i fıkıh temeli atmasını sağlar. Aynı zamanda, hukuk eğitimine de yönelerek modern hukukun inceliklerini öğrenir. Siz de takdir edersiniz ki, bu çift yönlü eğitim, onun ileride kaleme alacağı eserlerdeki derinliği ve kapsamlı bakış açısını şekillendiren en önemli unsurlardan biri olmuştur. Hem geleneksel İslami ilimleri hem de modern hukuku aynı anda tahsil etmesi, onun entelektüel kapasitesinin ve vizyonunun ne kadar geniş olduğunun somut bir göstergesidir.
Ömer Nasuhi Bilmen'i bizlere asırlar boyu taşıyan ve her daim taze kalmasını sağlayan yegane unsur, elbette ki kaleme aldığı eserlerdir. Bu eserler, sadece birer kitap olmanın ötesinde, her biri ayrı birer külliyat ve ilim pınarıdır.
Onun en bilinen ve en çok başvurulan eseri hiç şüphesiz ki "Kur'an-ı Kerim Meali ve Tefsiri"dir. Dokuz ciltlik bu eser, hem ayetlerin lafzi çevirisini sunan bir meal hem de ayetlerin derin manalarını, iniş sebeplerini, fıkhi hükümlerini ve güncel hayata yansımalarını izah eden kapsamlı bir tefsirdir.
Bilmen Hoca'nın bir diğer anıtsal eseri ise "Hukuk-ı İslamiyye ve Istılahat-ı Fıkhiyye Kamusu"dur. Sekiz ciltlik bu dev eser, İslâm hukukunun temel kavramlarını, hükümlerini ve meselelerini alfabetik sırayla detaylı bir şekilde açıklar. Adeta bir fıkıh ansiklopedisi niteliğindedir.
Bu iki büyük eserin yanı sıra, "Büyük İslam İlmihali" gibi daha geniş kitlelere hitap eden, temel dini bilgileri sade bir dille anlatan eserleri de mevcuttur. Onun her eseri, okuyucusuna sadece bilgi vermekle kalmaz, aynı zamanda anlama ve derinleşme yolunda bir rehberlik sunar.
Bilmen Hocaefendi, sadece eserleriyle değil, aynı zamanda kişiliği, hayat duruşu ve insanlara yaklaşımıyla da örnek bir şahsiyetti.
O, ömrü boyunca tevazuyu elden bırakmamış, ilmin ve hikmetin peşinden koşarken asla şahsı yüceltme gayesi gütmemiştir. Bilgisini insanlarla paylaşmayı bir görev bilmiş, kendisini sürekli geliştirmeye adamıştır. Döneminin zorlu şartlarında dahi, ilim tahsilinden ve eser telifinden asla vazgeçmemesi, onun çalışma azminin ve ilme olan bağlılığının göstergesidir.
Hayatının büyük bir kısmını öğretmenlik yaparak geçirmiştir. İstanbul İmam Hatip Lisesi'nde, Yüksek İslam Enstitüsü'nde (bugünkü İlahiyat Fakülteleri'nin öncülü) binlerce öğrenci yetiştirmiştir. Onun derslerine katılanlar, sadece bilgi edinmekle kalmaz, aynı zamanda onun örnek kişiliğinden, edep ve ahlakından da feyz alırlardı. 1960-1961 yılları arasında bir dönem Diyanet İşleri Başkanlığı görevini de üstlenmiş, bu onurlu vazifeyi de hakkıyla yerine getirmiştir. Ancak o, idari görevlerden çok, ilim ve tedrisatla meşgul olmayı tercih etmiştir.
Peki, aradan geçen bunca yıla rağmen Bilmen Hoca'nın mirası neden hala bu kadar canlı ve etkilidir?
Değerli okuyucularım,
Ömer Nasuhi Bilmen Hocaefendi, sadece bir alim değil, aynı zamanda bir düşünce geleneğinin, bir ilim ahlakının ve bir hayat felsefesinin de sembolüdür. Onun hayatı, bilginin peşinden koşmakla yetinmeyip, o bilgiyi doğru ve hayırlı yolda kullanmanın ne demek olduğunu bize fısıldar. Eserleri, kütüphanelerimizin sadece birer süsü değil, aynı zamanda yolumuzu aydınlatan birer meşaledir.
Bizler, böyle bir abide şahsiyetin mirasına sahip çıkmak, onun eserlerini okumak, anlamak ve anlatmakla mükellefiz. Onun eserlerini okuduğunuzda, sadece dini bilgiler öğrenmekle kalmayacak, aynı zamanda bir alimin ilme ve topluma olan adanmışlığını da hissedeceksiniz. Bu, size sadece akademik bir bilgi değil, aynı zamanda ruhani bir derinlik de katacaktır.
Umarım bu makale, Ömer Nasuhi Bilmen gibi bir abide şahsiyeti daha yakından tanımanıza vesile olmuştur. Saygı ve minnetle anıyoruz.