İblis, İslami literatürde merkezi bir figürdür ve sadece bir kavram değil, somut, iradesi olan bir varlıktır. O, meleklerden farklı olarak dumansız ateşten yaratılmış bir cindir.
Onun hikayesi, Kur'an'da detaylıca anlatılır ve tüm yaratılmışların en bilgini, en üstünüyken, Allah'ın emrine karşı gelmesiyle lanetlenmiştir. Bu emre göre, Allah insanlığın atası Adem'i yarattığında, tüm meleklere ve cinlere ona secde etmelerini emretti. İblis, kibiri ve kendini üstün görmesi nedeniyle bu emre uymadı. "Ben ondan daha hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın" diyerek itiraz etti.
Bu itaatsizlik, onun Allah katındaki konumunu kaybetmesine ve Cennet'ten kovulmasına neden oldu. Ancak o, Kıyamet Günü'ne kadar kendisine mühlet verilmesini istedi ve bu mühlet verildi. Amacı, bu süreyi insanları doğru yoldan saptırmak, onlara vesvese vermek için kullanmaktır.
Burada önemli bir uzmanlık farkı şudur: İblis, "Şeytan" kelimesinin özel bir türüdür. Her ne kadar sıklıkla birbirinin yerine kullanılsa da, İblis belirli bir varlığın adıdır, yani o orijinal ve lider şeytandır. Şeytan ise daha geniş bir kategori olup, Allah'ın emrine karşı gelen, insanları saptırmaya çalışan cinler ve hatta kötü niyetli insanlar için de kullanılır. Dolayısıyla, İblis bir şeytandır, ancak her şeytan İblis değildir.
Onun gücü, yalnızca fısıltı ve telkinlerle sınırlıdır. Seni zorla günaha itemez; sadece aklına kötü fikirler fısıldar, seni şüpheye düşürür, tembelliğe sevk eder. Karar verme yetisi ve irade her zaman senin elindedir. Bu yüzden, İblis'in asıl tuzağı, insanların kendi nefislerine yenik düşmeleri ve vesveselerini sahiplenmeleridir.
Seni doğru yoldan ayırmak için her türlü hileye başvurur, ancak iman gücü ve Allah'a sığınmak onun tüm planlarını boşa çıkarır. Unutma, o senin dışarıdan gelen, zorlayıcı bir düşmanın değil, iç dünyandaki zaafları hedef alan bir ayartıcıdır. İşte bu yüzden Kuran, "Şeytan'ın adımlarını takip etmeyin" derken, aslında iradene sahip çıkmanı ve bilinçli seçimler yapmanı öğütler.