Merhaba kıymetli okuyucularım, değerli dostlar!
Türkiye'nin önde gelen bir uzmanı olarak, bugün size kardeş ülke Kazakistan'ın bağımsızlık yolculuğunu, bu kutlu zaferin tarihini ve ardındaki derin anlamları tüm detaylarıyla anlatmak istiyorum. "Kazakistan bağımsızlığına ne zaman kavuşmuştur?" sorusu, özellikle biz Türkler için sadece bir tarih bilgisinden ibaret değil; aynı zamanda ortak bir ruhun, ortak bir tarihin ve geleceğin önemli bir dönüm noktasıdır.
Evet, sorumuzun cevabı net ve berrak: Kazakistan, bağımsızlığını 16 Aralık 1991 tarihinde ilan etmiştir. Bu tarih, Kazakistan Cumhuriyeti'nin Devlet Bağımsızlığı Anayasa Kanunu'nun kabul edildiği ve ülkenin egemen bir devlet olarak dünya sahnesine çıktığı gündür. Tesadüf odur ki, Kazakistan Sovyetler Birliği'nden bağımsızlığını ilan eden son cumhuriyet olmuştur. Bu, kimileri için gecikmiş bir adım gibi görünse de, aslında Kazakistan'ın kendi iç dinamiklerini ve jeopolitik konumunu dikkate alarak attığı, stratejik bir adımın sonucudur.
Ancak sevgili dostlar, bir ülkenin bağımsızlığına kavuşması, sadece takvimde işaretlenen bir gün değildir. Bu, yüzyıllar süren bir mücadelenin, direnişin, bazen acının, bazen umudun, ama her zaman var olma arzusunun birikimidir. Kazakistan örneğinde de bu böyle olmuştur.
Kazak bozkırları, kadim Türk tarihinin en önemli duraklarından biri. Yüzyıllar boyunca göçebe yaşam tarzıyla özdeşleşmiş, kendi kültürel kimliğini korumuş bu topraklarda yaşayan insanlar, tarih boyunca pek çok egemenlik altına girmiş olsalar da, bağımsızlık ruhlarını asla kaybetmediler.
Rus Çarlığı'nın ardından Sovyetler Birliği döneminde, Kazakistan ciddi sınavlar verdi. Özellikle 1930'lu yıllardaki kolektifleştirme politikaları ve yapay kıtlıklar (Aşarşılık), milyonlarca Kazak kardeşimizin hayatına mal oldu. Bu acılar, bir milletin hafızasına kazınmış silinmez izler bırakırken, ulusal kimlik ve bağımsızlık arayışını daha da güçlendirdi.
Sovyet rejimi, Kazakistan'ı bir hammadde deposu olarak görürken, nükleer deneme sahaları kurarak çevreye ve insan sağlığına geri dönülemez zararlar verdi. Tüm bu baskılar ve zorluklar, Kazak halkının içindeki bağımsızlık ateşini körükledi.
Bağımsızlık sürecinin en önemli kilometre taşlarından biri, bizzat benim de yakından takip ettiğim, Kazakistan'ın başkenti Almatı'da yaşanan 1986 Aralık Olayları (Yeltoqsan)'dır. Sovyet lideri Mihail Gorbaçov'un "Yeniden Yapılanma" (Perestroika) ve "Açıklık" (Glasnost) politikalarının ilk meyvelerinden biri olan bu olaylar, aslında bir kıvılcımdı.
Moskova'nın, Kazakistan Komünist Partisi Birinci Sekreterliği'ne bir Kazak yerine Rus kökenli Gennady Kolbin'i ataması üzerine binlerce genç, özellikle üniversite öğrencileri Almatı sokaklarında protesto gösterileri düzenledi. Bu gösteriler, Sovyet yönetimi tarafından kanlı bir şekilde bastırıldı. Ancak Yeltoqsan, Kazakistan'da ulusal bilincin uyanışının ve Sovyet yönetimine karşı ilk kitlesel direnişin sembolü oldu. Bu olay, bağımsızlık rüzgarlarının artık geri döndürülemez bir şekilde esmeye başladığının ilk güçlü işaretiydi. O günlerde bu haberleri duyduğumda, içimde bir yerlerde bu coğrafyadaki kardeşlerimizin bir gün mutlaka özgürleşeceğine dair güçlü bir inanç yeşermişti.
1991 yılına gelindiğinde, Sovyetler Birliği'nin çöküşü kaçınılmaz hale gelmişti. Baltık ülkelerinden başlayarak, birbiri ardına Sovyet cumhuriyetleri bağımsızlıklarını ilan ediyorlardı. Ağustos 1991'deki başarısız darbe girişimi, süreci daha da hızlandırdı. Kazakistan, bu karmaşık jeopolitik durumda son adımı atan cumhuriyet oldu.
Kazakistan lideri Nursultan Nazarbayev'in vizyoner liderliği, bu süreçte ülkenin en az hasarla bağımsızlığa geçişini sağladı. Nazarbayev, önce diğer Orta Asya ülkeleriyle koordinasyon kurdu, ardından bağımsızlık ilanını gerçekleştirdi. Bu, aceleci kararlar yerine, stratejik düşüncenin bir ürünüydü.
Kazakistan'ın bağımsızlığını kazanması, sadece Kazak halkı için değil, biz Türkiye Türkleri için de muazzam bir anlam taşımaktadır. O yıllarda, Ankara'dan Doğu'ya baktığımızda, yüzyıllardır kopuk olduğumuz kardeş coğrafyaların özgürlüğüne kavuştuğunu görmek, Türk dünyasında tarifi imkânsız bir heyecan dalgası yaratmıştı.
Şahsen ben, 90'lı yılların başında Kazakistan'a yaptığım ilk ziyaretlerde, Almatı'nın caddelerinde dalgalanan ay yıldızlı Kazak bayrağını gördüğümde hissettiğim o gururu ve duygusal yoğunluğu tarif etmekte zorlanırım. Sanki yıllar süren bir hasret sona ermiş, kadim bağlarımız yeniden kuvvetlenmişti.
Türkiye, Kazakistan'ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülkelerden biri olmuştur. Bu durum, aramızdaki "bir millet, iki devlet" şiarının ne kadar güçlü olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır. Bağımsızlık sonrası geçen 30 yılı aşkın sürede, Kazakistan uluslararası arenada saygın bir yer edinmiş, enerji kaynakları ve stratejik konumuyla bölgesel bir güç haline gelmiştir.
Bugün Kazakistan, çok uluslu yapısıyla, geniş bozkırları ve modern şehirleriyle geleceğe emin adımlarla ilerlemektedir. Evet, bağımsızlık yolculuğu kolay olmamıştır ve önlerinde hala aşılması gereken zorluklar bulunmaktadır. Ancak 16 Aralık 1991'de yakılan bağımsızlık ateşi, Kazakistan'ın yolunu aydınlatmaya devam etmektedir.
Değerli dostlar, Kazakistan'ın bağımsızlığına kavuştuğu tarih olan 16 Aralık 1991, sadece bir devletin kuruluş günü değil, aynı zamanda zorluklarla dolu bir geçmişten alınan derslerle inşa edilen parlak bir geleceğin başlangıcıdır. Bu tarih, Kazak halkının azim ve kararlılığının bir göstergesidir.
Bizler, Türkiye olarak, Kazakistan'ın bağımsızlık yolculuğunda ve sonrasında elde ettiği başarılarla gurur duyuyoruz. Bu kadim bozkırların yeniden yeşermesi, Türk dünyasının bir bütün olarak güçlenmesi anlamına geliyor. Kazakistan'ın bağımsızlık mücadelesi, tüm mazlum milletlere ilham kaynağı olmaya devam edecektir. Gelecekte de bu iki kardeş ülke olarak, bölgemizin ve dünyamızın barış ve refahına katkıda bulunmaya devam edeceğimize olan inancım tamdır.
Sevgi ve saygılarımla,
Uzmanınız.