Çıkar uyuşmazlığı, senin bir görevi icra ederken veya bir sorumluluğu üstlenirken, o görevin gerektirdiği tarafsızlık, dürüstlük ve objektiflik ilkeleri ile kendi şahsi menfaatlerinin (mali, ailevi, sosyal, siyasi veya diğer kişisel çıkarların) çelişmesi durumudur. Basitçe ifade etmek gerekirse, aldığın bir kararın ya da yaptığın bir eylemin, kişisel çıkarların tarafından etkilenme potansiyeli taşıması veya dışarıdan böyle bir algının oluşmasıdır. Burada önemli olan, fiilen bir çıkar sağlamış olman değil, böyle bir potansiyelin veya algının varlığıdır.
Bir çıkar uyuşmazlığı genellikle şu üç ana unsurun bir araya gelmesiyle ortaya çıkar:
Çıkar uyuşmazlığı, sadece etik bir sorun değildir; güven erozyonuna yol açar, adaletsizlik algısını tetikler ve kurumların veya kamunun itibarını ciddi şekilde zedeler. Hukuki ve idari yaptırımları beraberinde getirebileceği gibi, uzun vadede sistemin işleyişine olan inancı da sarsar.
Şöyle bir durumla sıkça karşılaşılır: Bir şirketin satın alma müdürü, bir tedarikçi seçimi yaparken, eşinin veya kardeşinin ortağı olduğu bir firmanın da teklif verenler arasında olduğunu görür. Burada müdürün, en uygun teklifi seçme göreviyle, yakın akrabasının işine destek olma isteği arasında bir çıkar çatışması potansiyeli vardır. Belki müdür, akrabasının firmasını seçmese bile, diğer teklifleri değerlendirirken veya pazarlık yaparken bilinçaltında bir önyargıya sahip olabilir.
Bu durumda yapılması gereken en doğru şey, bu potansiyel çıkar uyuşmazlığını şeffafça üst yönetime veya ilgili etik kuruluna beyan etmek ve kendini bu ihale sürecinden çekmektir. Kararın objektifliğini sağlamak ve olası ithamlardan korunmak için, kararı verecek başka bir yetkilinin atanması istenir. Bu şeffaflık ve kendini soyutlama (recusal), çıkar uyuşmazlıklarını yönetmenin temel ve en güçlü prensibidir.