Dr. Refik Saydam, Cumhuriyet Türkiyesi'nin sağlık alanındaki en vizyoner ve kurucu isimlerinden biridir. Onu sadece bir doktor ya da siyasetçi olarak görmek eksik kalır; Saydam, Türkiye'de modern halk sağlığının temellerini atan, salgın hastalıklarla mücadelede devrim yaratan bir liderdi.
Saydam'ın hayatına baktığında, özellikle Erken Cumhuriyet döneminde karşılaşılan sağlık sorunlarına getirdiği radikal ve kalıcı çözümler hemen dikkatini çeker. I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı'nın ardından harap düşmüş, salgın hastalıkların kol gezdiği bir ülkede göreve geldiğinde, önceliği koruyucu hekimlik ve kendi kendine yetebilen bir sağlık sistemi kurmaktı. O, sadece semptomları tedavi etmek yerine, hastalıkların kökenine inerek toplumu topyekûn koruma felsefesini benimsedi.
Onun en bilinen ve bence en stratejik adımı, 1928'de kurduğu Hıfzıssıhha Enstitüsü'dür (bugünkü adıyla Türkiye Halk Sağlığı Kurumu bünyesindeki Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi). Bu enstitü, sadece bir araştırma merkezi olmaktan öte, ülkenin aşı, serum ve ilaç ihtiyacını yerli imkanlarla karşılamak üzere tasarlanmıştı. Benim gözümde bu, o dönemde Batı'dan ithalata bağımlı kalmak yerine, stratejik özerklik ilkesinin sağlık alanındaki en parlak örneğidir.
Enstitü sayesinde:
Çiçek, tifo, kolera, kuduz ve BCG aşıları Türkiye'de üretilmeye başlandı. Bu sayede milyonlarca insanın hayatı kurtuldu, salgınlar kontrol altına alındı.
Su ve gıda analizleri gibi halk sağlığı hizmetleri rutin hale geldi.
* Türkiye, sadece kendi ihtiyacını karşılamakla kalmayıp, Balkan ve Orta Doğu ülkelerine bile aşı ihraç eden bir konuma geldi. Bu, o dönemin şartlarında inanılmaz bir başarıydı.
Sağlık Bakanlığı görevini defalarca üstlenmesinin (ilk 1925'te) ve hatta 1939-1942 yılları arasında Başbakanlık yapmasının da onun halk sağlığına olan adanmışlığının bir göstergesi olduğunu unutma. Siyasi gücünü, sağlık reformlarını kalıcı hale getirmek için kullandı. Köy enstitüleri ile birlikte kırsal kesime sağlık personeli yetiştirme çabaları da onun bütüncül bakış açısını yansıtır; sağlık ve eğitim reformlarını birbirinden ayırmadan ele alırdı.
Saydam'ın mirası, sadece kurduğu kurumlar ya da ürettiği aşılarla sınırlı değil. Asıl önemlisi, ülkeye aşı üretim geleneğini, salgınlarla mücadele bilincini ve koruyucu hekimliğin vazgeçilmezliğini aşılamış olmasıdır. Bugün bile küresel salgınlarla mücadele ederken, o dönemde Saydam'ın attığı temellerin ne kadar kıymetli olduğunu düşünüyorum. Pandemi dönemlerinde bile kendi aşı üretim kapasitemizin önemini sürekli hatırlatan bir vizyondu onunkisi. Sağlık alanındaki ulusal bağımsızlığın ve direncin en büyük savunucularından biriydi.