Ülkemizin en eski üniversitesi hangisidir sorusuna net bir cevap verecek olursak, modern anlamda İstanbul Üniversitesi'ni işaret etmemiz gerekir. Ancak bu cevabı detaylandırmak, konunun uzmanlık gerektiren püf noktalarını ve tarihsel derinliğini anlamak için çok önemlidir.
İstanbul Üniversitesi'nin kökenleri, Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki Darülfünun'a dayanır. "Darülfünun", kelime anlamıyla "fenler evi" veya "bilimler evi" demektir ve Batı tarzı çok fakülteli bir yükseköğrenim kurumu kurma çabalarının sonucudur. İlk kez 1846'da temelleri atılmaya çalışılsa da, çeşitli siyasi ve toplumsal nedenlerle tam anlamıyla faaliyete geçmesi ve süreklilik kazanması 1900 yılındaki Darülfünun-u Şahane'nin kuruluşuyla mümkün olmuştur. Bu kurum, tıp, hukuk, edebiyat gibi çeşitli alanlarda eğitim veren modern bir yükseköğrenim kurumu olmayı hedeflemiştir. Yani, günümüzdeki üniversite yapısına en yakın ilk örnek budur diyebiliriz.
Cumhuriyet döneminde, 1933 yılında yapılan Üniversite Reformu ile Darülfünun, radikal bir dönüşüm geçirdi. Bu reformla birlikte Darülfünun kapatılarak yerine tamamen modern bir yapıya kavuşan İstanbul Üniversitesi kuruldu. Bu reform, sadece isim değişikliği değil, aynı zamanda akademik özerklik, araştırma odaklılık ve çağdaş bilim anlayışının kurum içinde tam anlamıyla benimsenmesi gibi temel değişiklikleri de beraberinde getirdi. Almanya'dan gelen birçok bilim insanının da katkılarıyla, kurum bugünkü anlamıyla bir üniversite kimliğine büründü. Dolayısıyla, İstanbul Üniversitesi, Darülfünun geleneğini modern bir üniversite olarak sürdüren, kesintisiz bir çizgiye sahip nadir kurumlarımızdan biridir.
Buradaki uzmanlık gerektiren püf nokta, "üniversite" tanımının ne olduğudur. Eğer "üniversite" derken, yüzlerce yıl öncesine dayanan medreseler gibi dini ve hukuki ağırlıklı eğitim veren kurumları kastediyorsak, elbette Osmanlı ve Selçuklu döneminde çok daha eski yüksek eğitim kurumları mevcuttu. Örneğin, Süleymaniye Medreseleri ya da daha öncesindeki İznik Orhan Gazi Medresesi gibi yapılar, kendi dönemlerinde birer yüksek eğitim merkeziydi. Ancak bunlar, modern Avrupa üniversiteleri modelindeki gibi farklı bilim dallarını kapsayan, araştırma odaklı, laik bir eğitim anlayışına sahip "üniversite" tanımına doğrudan uymuyor. Medreselerin temel müfredatı daha çok İslami ilimler, fıkıh, kelam gibi alanlara odaklanmıştı.
Tecrübelerime dayanarak şunu net bir şekilde ifade edebilirim ki, eğer soruyu "günümüzdeki anlamıyla, çok fakülteli, araştırma ve bilimsel üretim odaklı, akademik özgürlüğe sahip bir yükseköğretim kurumu" olarak ele alıyorsak, İstanbul Üniversitesi bu tanımın ülkemizdeki ilk ve en köklü temsilcisidir. Onun Darülfünun'dan gelen sürekliliği ve 1933 reformuyla kazandığı modern kimlik, onu ülkemizin en eski üniversitesi yapar.