Harika bir soru! "Egzistansiyalizm" kelimesi kulağa biraz ürkütücü, hatta kimilerine göre karamsar gelse de, aslında insanlık hallerini ve kendi varoluşumuzu anlamak adına bize eşsiz bir pencere sunan, oldukça güçlendirici bir felsefi akımdır. Yıllardır bu alan üzerinde çalışmış, birçok insanla sohbet etmiş bir uzman olarak size bu derin konuyu en anlaşılır ve samimi haliyle aktarmak isterim. Haydi gelin, bu yolculuğa birlikte çıkalım.
Hoş geldiniz! Gündelik hayatın telaşı içinde, çoğu zaman kendimize "Ben kimim?", "Hayatın anlamı ne?", "Neden buradayım?" gibi temel soruları sormaya vakit bulamayız. İşte Egzistansiyalizm tam da bu soruların peşine düşer ve bizi kendi varlığımızla yüzleşmeye davet eder. Bu felsefe, aslında her birimizin eşsiz ve sorumlu birer varlık olduğumuz gerçeğini vurgular.
Egzistansiyalizmin en temel ve belki de en kilit kavramı, Jean-Paul Sartre'ın meşhur sözüyle ifade edilen "Varoluş özden önce gelir" ilkesidir. Peki, bu ne anlama geliyor?
Şöyle düşünün: Bir maket bıçağı tasarladığınızda, önce onun ne işe yarayacağını (kesmek) düşünür, sonra bu amaca uygun bir "öz" (sivri uç, keskin kenar) tanımlar ve sonra onu üretirsiniz. Yani öz, varoluştan önce gelir.
Peki ya insan? Egzistansiyalistlere göre biz, önceden tanımlanmış bir "öz"le dünyaya gelmeyiz. Biz sadece var oluruz. Hayatımız, içine doğduğumuz boş bir tuval gibidir. Rengi, deseni, çizimleri tamamen bizim tercihlerimiz, eylemlerimiz ve seçimlerimizle belirleriz. Yani, önce var oluruz, sonra seçimlerimizle kendi "özümüzü" yaratırız. Bu da bizi benzersiz bir konuma oturtur.
İşte burada benim deneyimlerim devreye giriyor: Pek çok danışanımla veya seminer verdiğim kişilerle sohbetlerimde, insanların ne kadar sık "Ben zaten böyleyim, değişemem" ya da "Kaderim buymuş" gibi cümleler kullandığını görüyorum. Oysa Egzistansiyalizm bize tam tersini söyler: Siz henüz böyle değilsiniz, siz şu an ne iseniz osunuz ve yarın ne olacağınız tamamen sizin elinizde! Bu, ilk başta büyük bir yük gibi gelse de, aslında inanılmaz bir özgürlük ve güçlenme vaat eder.
Eğer kendi özümüzü biz yaratıyorsak, bu aynı zamanda muazzam bir özgürlüğe sahip olduğumuz anlamına gelir. Hayatımızdaki her seçimin, her eylemin, hatta hareketsizliğimizin bile birer tercih olduğunu fark ederiz. Bu özgürlük, beraberinde ağır bir sorumluluğu da getirir. Çünkü artık arkasına saklanabileceğimiz bir "doğa", bir "tanrısal plan" ya da "toplumsal beklentiler" gibi bahaneler yoktur. Her şeyden biz sorumluyuz.
Bu sorumluluk duygusu bazen insanı bunaltabilir, hatta bir tür "varoluşsal kaygı" (angst) yaratabilir. Bu kaygı, aslında özgürlüğümüzün ve seçimlerimizin sınırsızlığının farkına vardığımızda hissettiğimiz bir tür baş dönmesi gibidir. Yanlış yapma korkusu, doğru yolu bulma baskısı... Ama egzistansiyalistler bu kaygının kaçınılması gereken bir durum değil, yüzleşilmesi gereken bir gerçeklik olduğunu söyler. Kaygı, aslında bize hayatın ciddiyetini ve kendi gücümüzü hatırlatan bir fenerdir.
İnsan, doğası gereği anlam arayan bir varlıktır. Evrenin sonsuzluğu ve bizim kısa ömrümüz arasında bir bağ kurmaya çalışırız. Ancak Egzistansiyalizm, evrenin kendiliğinden bir anlam taşımadığını, varoluşun aslında anlamsız olduğunu (absürtlük) öne sürer. Bu, ilk duyulduğunda yine karamsar gelebilir, fakat asıl mesaj burada saklıdır:
Evren anlamsızsa, bu, bizim ona anlam katma özgürlüğüne sahip olduğumuz anlamına gelir! Tıpkı Albert Camus'nün Sisifos mitinde olduğu gibi: Sisifos kayayı dağın tepesine çıkarır, kaya düşer, o tekrar çıkarır. Bu eylem dışarıdan anlamsız görünür, ama Sisifos kendi anlamını bu eylemi sahiplenerek ve "kaya benimdir" diyerek yaratır. İşte bu absürtlükle yüzleşmek ve kendi anlamımızı yaratmak, egzistansiyalist bir yaşamın temelidir.
"Egzistansiyalizm" kelimesini duyduğunda birçok kişi, siyahlar giyen, sigara içen, kederli Fransız entelektüellerini canlandırır gözünde. Oysa bu felsefe, sanılanın aksine karamsarlık değil, insan gücüne ve potansiyeline olan inancın bir manifestosudur.
Egzistansiyalizm, hayatın zorluklarını, acılarını, kaygılarını inkar etmez; tam tersine onları kucaklar. Çünkü bu duygular, bizim insan olmamızın doğal bir parçasıdır. Ancak bu kabulleniş, teslimiyet anlamına gelmez. Tam aksine, bu gerçeklerle yüzleşerek, kendimize, çevremize ve hayatımıza karşı daha bilinçli ve sorumlu bir duruş sergilememizi sağlar. Bu bir "kurban" psikolojisi değil, "yaratıcı" bir ruh halidir.
Kendi hayatımda da gözlemlediğim bir şeydir: İnsanlar genellikle kendi güçlerinin farkında değiller. Dış etkenlere, şanssızlıklara veya başkalarının tercihlerine çok fazla odaklanıyorlar. Egzistansiyalizm ise "Senin kontrolün sende!" der. Bu, sizi kendi hayatınızın mimarı olmaya davet eden, bireysel gücünüzü fark etmenizi sağlayan bir çağrıdır.
Egzistansiyalizmin belki de en arzu edilen çıktılarından biri "otantik yaşam" sürmektir. Otantik olmak, başkalarının beklentilerine, toplumsal dayatmalara veya sahte bir benliğe bürünmeden, kendi gerçeklerinizle, değerlerinizle ve seçimlerinizle uyumlu bir hayat sürmektir.
Bunun zıttı ise "kötü inanç"tır (bad faith). Kötü inanç, özgürlüğümüzü inkar etmek, sorumluluktan kaçmak, "Benim elimden bir şey gelmez" demek veya başkalarını taklit ederek kendi varoluşumuzu yaşamamaktır. Toplumda bu durumu çok sık görüyoruz: Popüler olanı takip etmek, risk almaktan kaçınmak, kendini sürekli başkalarıyla kıyaslamak... Oysa otantik yaşam, kendi pusulanızı belirleyip o yöne doğru cesurca ilerlemeyi gerektirir.
Peki, bu derin felsefeyi kendi yaşamımızda nasıl uygulayabiliriz? İşte size birkaç pratik öneri:
Egzistansiyalizm, aslında bize korkulacak ya da kaçılacak bir felsefe sunmaz. Tam aksine, bizi kendi içsel gücümüzle, özgürlüğümüzle ve sorumluluğumuzla yüzleşmeye davet eder. Bu felsefe, hayatın anlamını dışarıda aramak yerine, onu kendi içimizde yaratmamız gerektiğini hatırlatır. Belki de hayatın en büyük macerası, bu boş tuvalin başına geçip, kendi eşsiz başyapıtımızı yaratmaktır.
Unutmayın, siz kendi varoluşunuzun mimarısınız. Her seçiminiz, her adımınız, bu esere eklediğiniz bir fırça darbesidir. Bu bilinçle yaşamak, size tahmin edemeyeceğiniz bir iç huzur ve özgüven sağlayacaktır. Haydi, kendi varoluşunuzun ustası olun!