Harika bir soru! Türkiye'nin önde gelen bir uzmanı olarak bu konuyu derinlemesine incelemek benim için bir zevk. Gelin, karantina döneminin hayatımıza ve bedenimize etkilerine birlikte göz atalım.
"Karantinada kilo aldınız mı?" Bu soruya içten bir "evet" yanıtı verenlerin sayısı, tahminlerinizin çok ötesinde olabilir. Hatta bazı uluslararası araştırmalar, karantina döneminde yetişkinlerin ortalama 2-3 kilogram aldığını gösteriyor. Yalnız değilsiniz; bu, küresel bir deneyim, bir tür toplu fiziksel ve duygusal tepkiydi.
Pandemi, hayatlarımızı altüst etti. Evde kalma zorunluluğu, belirsizlik, endişe ve sosyal izolasyon; tüm bunlar sadece günlük rutinlerimizi değil, bedenimizle olan ilişkimizi de derinden etkiledi. Bugün, bu "karantina kiloları" meselesini bir suçlama olarak değil, bir anlama ve iyileşme fırsatı olarak ele alacağız. Neden böyle oldu ve şimdi ne yapabiliriz?
Karantina kilosu dediğimiz şey, sadece artan yemek porsiyonlarından ibaret değil. Bu, stresin, değişen rutinlerin, azalan hareketliliğin ve hatta bir ölçüde "hayatta kalma moduna" geçmenin bir sonucuydu. Düşünün, insanlık tarihinde daha önce böyle uzun süreli, küresel bir eve kapanma dönemi yaşamamıştık. Dolayısıyla vücudumuzun ve zihnimizin buna verdiği tepkiler de oldukça yeni ve karmaşıktı.
Bu sorunun cevabı tek bir faktöre indirgenemez. Bir dizi iç içe geçmiş sebep, tartıdaki o artışa yol açtı.
Pandemi, hepimiz için büyük bir stres kaynağıydı. Virüs kapma korkusu, sevdiklerimizi kaybetme endişesi, ekonomik belirsizlikler, işsizlik kaygısı ve sosyal izolasyon... Tüm bunlar, vücudumuzda kortizol gibi stres hormonlarının seviyesini artırdı. Yüksek kortizol seviyeleri ise iştahı artırabilir ve özellikle şekerli, yağlı ve karbonhidrat ağırlıklı "konfor yiyeceklerine" yönelimi tetikleyebilir.
Birçok kişi için yemek, bu dönemde bir baş etme mekanizması haline geldi. Sıkıntıdan, endişeden veya yalnızlıktan kaçmak için buzdolabının kapağını açmak, anlık bir rahatlama sağlayabiliyordu. Akşam haberlerini izlerken hissedilen gerginliği dindirmek için bir paket cips açmak, ya da çalışma verimliliği düştüğünde kendini bir tatlıyla ödüllendirmek, o dönemde çok tanıdık senaryolardı. Bu duygusal açlık, fiziksel açlıktan çok farklıdır ve doyurulması çok daha zordur.
Sokağa çıkma yasakları, spor salonlarının kapanması, işe gidip gelme mesafelerinin sıfırlanması ve sosyalleşme imkanlarının azalması, günlük hareketliliğimizi ciddi şekilde düşürdü. Birçoğumuz evden çalıştık, bu da öğle yemeği için dışarı çıkmak, ofis içinde dolaşmak gibi küçük ama biriken hareketlerin ortadan kalkmasına neden oldu. Akşamları dizi izlerken veya kitap okurken koltukta geçirilen süre arttı, çocuklarımızla parkta oynama veya arkadaşlarla yürüyüşe çıkma gibi fırsatlar azaldı. Vücudumuz daha az kalori harcarken, yukarıda bahsettiğimiz gibi kalori alımımız genellikle arttı. Bu basit enerji dengesizliği, kilo alımının en temel fiziksel nedenlerinden biriydi.
Sabah işe gitme telaşı olmadığı için daha geç yatma ve daha geç kalkma, ders çalışma veya toplantı saatlerinin kayması, uyku düzenimizi altüst etti. Düzensiz ve yetersiz uyku, hem iştahı kontrol eden hormonlar (leptin ve ghrelin) üzerinde olumsuz etki yapar hem de stres seviyesini artırarak yukarıda bahsettiğimiz duygusal yeme eğilimini pekiştirir. Gece geç saatlere kadar ayakta kalmak ve can sıkıntısıyla buzdolabına yönelmek, karantina döneminde sıkça karşılaştığımız bir başka örnekti.
Evde sürekli yiyeceklerin yakınımızda olması, market alışverişlerinin daha seyrek ama daha büyük miktarlarda yapılması, yemek yapma veya sipariş etme imkanlarının artması da önemli faktörlerdendi. Evde geçirilen zamanın artmasıyla birlikte, yemek tarifleri denemek, yeni lezzetler keşfetmek de birçok kişi için bir hobiye dönüştü. Elbette bu güzel bir aktivite olabilir, ancak porsiyon kontrolü ve seçilen yiyeceklerin besin değeri konusunda farkındalık olmazsa, kolayca kilo alımına yol açabilir.
Eğer siz de bu deneyimi yaşayanlardan biriyseniz, öncelikle kendinize karşı nazik olun. Bu, küresel bir krizdi ve bedeninizin verdiği tepkiler, içinde bulunduğunuz olağanüstü koşullara verilen doğal yanıtlardı. Şimdi, bu durumu bir fırsata çevirme zamanı.
Unutmayın, bu süreçte yalnız değilsiniz ve kendinize karşı nazik olmalısınız. Kilo alımınız, sizin iradesiz olduğunuz anlamına gelmiyor; aksine, zorlu bir dönemde hayatta kalmaya çalışan bir bedenin ve zihnin doğal tepkileriydi. Kendinizi suçlamak yerine, bu durumu anlayışla karşılayın ve değişime odaklanın.
Büyük değişiklikler yapmak yerine, küçük adımlarla başlayın. Yemeklerinizi daha yavaş yemeye, her lokmayı tatmaya çalışın. Yemek yerken televizyon, telefon gibi dikkat dağıtıcılardan uzak durun. Kendinize şunu sor: "Gerçekten aç mıyım, yoksa canım sıkıldığı için mi yemek istiyorum?" Bu farkındalık, beslenme alışkanlıklarınızda devrim yaratabilir. Günde bir bardak daha fazla su içmek, veya bir öğünde sebze porsiyonunu artırmak gibi minik adımlar bile önemli farklar yaratır.
Spor salonuna gitmek gözünüzü korkutuyorsa, evde yapabileceğiniz basit egzersizlerle başlayın. Ya da en güzeli: Yürüyün! Günde 15 dakikalık tempolu bir yürüyüş bile mucizeler yaratabilir. Merdiven kullanmak, asansörden vazgeçmek, telefonla konuşurken ayakta durmak gibi küçük alışkanlıklar bile gün içindeki hareketliliğinizi artırır. Önemli olan süreklilik ve keyif almaktır.
Stres, sıkıntı, yalnızlık veya üzüntü hissettiğinizde hemen yemeğe sarılmak yerine, farklı baş etme yöntemleri geliştirin. Belki bir arkadaşınızı aramak, kitap okumak, müzik dinlemek, banyo yapmak, meditasyon yapmak veya bir hobiyle uğraşmak size daha iyi gelecektir. Duygusal tetikleyicilerinizi anlamak, bu döngüyü kırmanın ilk adımıdır.
Kaliteli uyku, hormon dengemiz ve genel ruh halimiz için vazgeçilmezdir. Her gece aynı saatlerde yatıp kalkmaya çalışın. Yatmadan önce ekranlardan uzak durun. Stres yönetimi için nefes egzersizleri, yoga veya hobiler gibi rahatlama tekniklerini hayatınıza dahil edin. Belki günde 5 dakika sessizce oturmak, derin nefes almak size iyi gelecektir.
Eğer bu süreçte zorlanıyorsanız, bir uzmandan destek almaktan çekinmeyin. Bir diyetisyen, beslenme alışkanlıklarınızı düzenlemenize yardımcı olabilirken, bir psikolog veya terapist de duygusal yeme alışkanlıklarınızın kökenine inmenize ve stresle başa çıkma stratejileri geliştirmenize yardımcı olabilir. Unutmayın, bu bir zayıflık göstergesi değil, aksine kendinize verdiğiniz değerin bir işaretidir.
Karantina döneminde kilo almak, birçoğumuzun deneyimlediği bir gerçek. Ancak bu durum, kalıcı olmak zorunda değil. Önemli olan, kendinizi yargılamak yerine anlamak, küçük ve sürdürülebilir adımlarla başlamak ve sabırlı olmaktır. Sağlık bir varış noktası değil, bir yolculuktur. Bu yolculukta kendinize karşı nazik olun, bedeninizi dinleyin ve en önemlisi, hayatınıza değer katacak sağlıklı alışkanlıkları benimseyin. Unutmayın, kontrol sizin elinizde ve bu yeni normalde kendinizin en iyi versiyonu olmaya her zaman fırsatınız var!