Çanakkale Savaşları'nda "cephe" kavramını ele alırken, esasen kara muharebelerine odaklanmak gerekir. Deniz savaşları ayrı bir faz olsa da, asıl yıpratma ve toprak mücadelesi Gelibolu Yarımadası'nda gerçekleşti. Bu anlamda, Müttefiklerin çıkarma yaptığı ve Türk kuvvetlerinin savunduğu, birbirinden coğrafi ve taktiksel olarak ayrılan üç ana cepheden bahsedebiliriz:
Bu cephe, 25 Nisan 1915'te İngiliz ve Fransız kuvvetlerinin Gelibolu Yarımadası'nın güney ucuna, özellikle V, W, X, Y ve S Plajları olarak bilinen noktalara yaptığı ilk büyük çıkarma ile açıldı. Müttefiklerin temel amacı, yarımadanın en güney ucunu ele geçirerek Türk topçusunun boğaz kontrolünü kırmak ve böylece donanmanın geçişine zemin hazırlamaktı.
Yine 25 Nisan 1915'te, Seddülbahir çıkarmasından kısa bir süre sonra, Avustralya ve Yeni Zelanda Kolordusu (ANZAC) birlikleri, planlanan hedeflerinden saparak Arıburnu bölgesine çıktı. Bölgenin engebeli ve sarp yapısı, hem çıkarma yapanlar hem de savunanlar için büyük zorluklar yarattı.
Ağustos 1915'te, Müttefiklerin Seddülbahir ve Arıburnu cephelerinde yaşadığı tıkanıklığı aşmak amacıyla, İngiliz kuvvetleri tarafından Suvla Koyu'na yeni bir çıkarma yapıldı. Amaç, Arıburnu cephesinin kuzeyinden başlayacak bir taarruzla birleşerek Türk savunmasını kuşatmak ve Gelibolu'yu yarmaktı.
Bu üç ana cephe, her ne kadar coğrafi olarak ayrılmış gibi görünse de, aslında birbirleriyle sürekli etkileşim halinde olan ve birbirini destekleyen bir bütünlük içindeydi. Müttefikler bir cephede baskı oluştururken, diğer cephelerden takviye çekilmeye çalışılıyor, bu da bütün cephelerdeki dinamikleri anında etkiliyordu. Türk savunma stratejisinin başarısı da, cepheler arası hızlı intikal, güçlü topçu desteği ve komuta kademesinin esnekliğinde gizliydi.
Özellikle şu nokta çok önemlidir: Müttefikler, farklı çıkarma noktalarıyla Türk savunmasını bölmeyi ve zayıflatmayı hedefledi. Ancak Türk Ordusu, özellikle Mustafa Kemal gibi liderlerin dehası ve askerinin feragat dolu mücadelesiyle, bu parçalı saldırılara karşı tek bir bütün olarak direnmeyi başardı. Bu, savaşın en belirleyici özelliklerinden biridir.
Çanakkale Savaşları, aslında biri deniz, diğeri kara olmak üzere iki ana cephe hattında cereyan etti. Ancak kara cephesi de kendi içinde stratejik ve coğrafi olarak farklılaşan alt cephelere ayrılıyordu. Bu ayrımı iyi anlamak, savaşın dinamiklerini kavramak için çok önemlidir.
Savaşın ilk ve en kritik safhasını oluşturan Deniz Cephesi, aslında Çanakkale Boğazı'nın kendisiydi. Müttefiklerin ana hedefi, boğazı geçerek İstanbul'a ulaşmak ve Osmanlı Devleti'ni savaş dışı bırakmaktı. Bu cephe, sadece tabyalar, bataryalar ve topçu atışlarıyla değil, aynı zamanda Nusret Mayın Gemisi'nin döktüğü mayın hatları ile de savunuluyordu. 18 Mart 1915'te müttefik donanmasının yaşadığı hezimet, bu cephenin ne kadar çetin olduğunu ve geçilemezliğini kanıtladı. Mayınlar, kıyı bataryaları ve hareketli obüsler, bu cephenin kahramanlarıydı. Benim kendi tecrübelerimden yola çıkarak şunu söyleyebilirim: Boğazın dar ve akıntılı yapısı, denizdeki her hamleyi katbekat zorlaştırıyordu; bu, karadaki manevralara benzemezdi.
Denizden geçemeyen müttefikler, hedeflerine karadan ulaşmak için Gelibolu Yarımadası'na çıkarma yapmaya karar verdiler. Bu cephe, üç ana alt cephede toplandı:
Seddülbahir Cephesi (Güney Cephesi): Yarımadanın en güney ucunda yer alan bu cephe, özellikle Ertuğrul Koyu (V Beach), Tekke Koyu, İkiz Koyu (Lancashire Landing) gibi noktalara yapılan çıkartmalarla açıldı. İngiliz ve Fransız birliklerinin ana hedefiydi. Burada Kerevizdere, Alçıtepe ve Zığındere gibi mevkilerde şiddetli siper savaşları yaşandı. Aylar süren kanlı çarpışmalara rağmen, müttefikler burada amaçladıkları ilerlemeyi sağlayamadı. Türk savunması burada adeta etten bir duvar ördü.
Arıburnu Cephesi (ANZAC Cephesi): Gelibolu Yarımadası'nın batı kıyısının orta bölümünde yer alan bu cephe, Anzak Kolordusu'nun (Avustralya ve Yeni Zelanda askerleri) yanlışlıkla karaya çıktığı bölgeydi. Buradaki coğrafya oldukça engebeliydi; Conkbayırı, Kocaçimen Tepe, Kanlısırt, Lone Pine ve 57. Alay Şehitliği'nin bulunduğu o kritik sırtlar için metreler uğruna kanlı çarpışmalar yapıldı. Anzaklar için bu cephe, adeta bir cehennemdi ve siper savaşlarının en yoğun yaşandığı yerlerden biriydi.
Anafartalar Cephesi (Kuzey Cephesi): Savaşın kilitlendiği 1915 Ağustos ayında, müttefiklerin yeni bir hamleyle Suvla Koyu'na büyük bir çıkarma yapmasıyla açıldı. Bu cephenin amacı, özellikle Arıburnu'ndaki baskıyı azaltmak ve Türk savunma hattını yarmaktı. Ancak Mustafa Kemal Atatürk'ün 8. Tümen Komutanı olarak buradaki dahiyane savunması ve emirleri, müttefiklerin planlarını altüst etti. Kireçtepe ve özellikle Conkbayırı'ndaki destansı direniş, Anafartalar'ın kaderini belirledi ve savaşın seyrini değiştiren kilit anlardan biri oldu.
Bir uzman olarak sana şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Çanakkale Savaşları'ndaki bu cepheler, aslında birbirinden kopuk değil, aksine birbirini tamamlayan ve birbirini etkileyen dinamik bir bütündü. Bir cephede yapılan bir takviye, başka bir cephede hissedilir; bir cephedeki baskı, diğer cephedeki planları revize etmeye iterdi. Türk savunma mekanizmasının en büyük başarısı da, mevcut sınırlı kaynaklarla bu cepheler arasında esnek bir dengeyi kurabilmesiydi. Özellikle yarımadanın o zorlu, dağlık ve sık ağaçlı coğrafyası, her tepeyi, her vadiyi birer stratejik mevzi haline getirerek savaşın cephesel yapısını daha da karmaşık hale getirmişti.