Kütahya Antlaşması, 1413 yılında Osmanlı Devleti ile Cemalüddin Aksungur arasında imzalanmıştır. Ancak bu sorunun cevabı tek bir isimle sınırlı kalmamalı; konuyu tam anlamak için dönemin siyasi yapısını, yani "Kardeşler Savaşı"nın ardından oluşan parçalanmayı gözetmen gerekir.
Osmanlı Devleti adına antlaşmayı Sultan I. Mehmed (Çelebi) temsil ederken, karşı tarafta bulunan Cemalüddin Aksungur, Karamanoğlu Beyliği'nin yöneticisiydi.
Buradaki en kritik püf nokta şudur: Cemalüddin Aksungur, Karamanoğlu Beyliği'nin bağımsız bir beyi olarak değil, Osmanlı'nın vassalı (bağımlısı) statüsündeydi. Babası Karamanoğlu İbrahim Bey, babadan kalma miras ve Osmanlı'ya karşı isyan girişimleri nedeniyle I. Mehmed Çelebi tarafından tahttan indirilmiş, yerine oğlu Cemalüddin Aksungur geçirilmişti.
Bu antlaşma, klasik anlamda iki egemen devlet arasındaki bir barış metni değil, bir üst devlet ile onun tabi tuttuğu bir beylik arasında yapılan bir "sözleşme"dir.
Tarih kitaplarında bu olayı sadece "iki taraf arasında imzalanmış antlaşma" olarak okumak yanıltıcı olabilir. Asıl güç dengesi I. Mehmed Çelebi'nin elindedir. Cemalüddin Aksungur, ancak Osmanlı'nın onayıyla tahtta oturabilmektedir. Bu durum, Osmanlı'nın Anadolu'daki küçük beylikleri "direk" değil, "vassal" olarak yönetme stratejisinin erken bir örneğidir.
Eğer sınav hazırlığı yapıyorsan veya akademik bir derinlik arıyorsan, bu antlaşmayı "bağımsız iki devlet arasındaki barış" değil, "merkezi otoritenin taht krizini çözerek feodal yapıyı yeniden düzenlemesi" olarak not etmen, konuyu diğer antlaşmalardan (örneğin Edirne Antlaşması) ayırt etmeni sağlar.