Sanat akımları, tarihsel süreçte toplumsal, siyasi ve felsefi değişimlerin görsel yansımalarıdır. Bir akımı anlamak için sadece resimdeki fırça darbelerine değil, o dönemin "neden"lerine bakman gerekir. Bu akımları kronolojik bir akışta, birbirini hem tamamlayan hem de reddeden bir zincir olarak düşünmek en sağlıklı yaklaşımdır.
Yolculuk Rönesans ile başlar. Burada insan anatomisi, perspektif ve klasik uyum ön plandadır. Leonardo da Vinci veya Michelangelo gibi isimler, sanatı ilahi bir görev olarak görür. Ardından gelen Barok, daha dramatik, hareketli ve duygusal bir dil kullanır. Karanlık ve aydınlık kontrastları (chiaroscuro), izleyiciyi resmin içine çeker.
II. Dünya Savaşı sonrası Soyut Dışavurumizm (Pollock gibi) hislerin saf halini, Pop Art ise (Andy Warhol) tüketim toplumunu eleştirir. Günümüzde ise Dijital Sanat ve Konseptüel Sanat öne çıkar. Burada eser, fiziksel nesnedeki estetikten çok, taşıdığı fikrin ve mesajın gücünde gizlidir.
Bu akımları ezberlemeye çalışma. Bir müzeye gittiğinde, bir tabloya bakıp "Bu sanatçı neyi reddetmeye çalıştı?" diye sor. Örneğin, İzlenimciler akademik kuralları reddetti; Kübistler tek perspektifi reddetti. Sanat, her zaman önceki dönemin kurallarına başkaldırarak doğar. Bu "reddetme" mantığını kavradığında, akımları birbirinden ayırt etmek ve kendi zevkini oluşturmak çok daha kolaylaşır.