Avrupa Serbest Ticaret Birliği (EFTA), 1960 yılında resmen kurulmuştur. Ancak tarihçeyi doğru okuyabilmek için iki kritik tarihi ayırt etmen gerekiyor: Birincisi, 5 Mayıs 1960'ta İsviçre'nin Cenevre kentinde imzalanan Cenevre Antlaşması'nın tarihi; ikincisi ise antlaşmanın yürürlüğe girdiği ve birliğin fiilen faaliyete geçtiği 3 Temmuz 1960 tarihıdır.
Bu birliğin kuruluşu, tesadüfi değildir; tam tersine, o dönemin jeopolitik ve ekonomik dinamiklerinin zorunlu bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. 1957'de Roma Antlaşması ile Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET, bugünkü AB'nin öncüsü) kurulduğunda, kıta Avrupa’sındaki birçok ülke bu entegrasyona dahil olmak istememişti. Özellikle İngiltere, İsveç, Norveç, Danimarka, İsviçre ve Avusturya, AET’nin oluşturduğu "ortak dış tarife" ve tam gümrük birliği yapısının, kendi bağımsız ekonomik politikalarını ve dış ticaret ilişkilerini (özellikle Britanya'nın İmparatorluk ile olan bağlarını) kısıtlayacağından endişe duyuyordu.
Bu endişe, "İkinci Dalga" entegrasyon olarak adlandırılan EFTA'yı doğurdu. AET'nin aksine EFTA, gümrük birliği veya ortak pazar hedeflemiyordu. Ana amacı, üye ülkeler arası ticareti serbestleştirirken, üçüncü ülkelere karşı uygulanan dış tarifeleri tek başlarına belirleyebilme imkânını korumaktı. Yani EFTA, "açık" bir yapıydı; üyelerin AET ile veya dünyanın herhangi bir yeriyle ayrı ticaret anlaşmaları yapabilmesine izin veriyordu.
Çoğu kişi EFTA ile AB'yi sıklıkla karıştırır, ancak aradaki en temel fark entegrasyon derinliğidir. AB, üye devletlerin egemenliklerinin bir kısmını (gümrük politikası, para politikası vb.) ortak kurumlara devrettiği derin bir entegrasyondur. EFTA ise ulusal egemenliği tamamen koruyan, dar kapsamlı bir serbest ticaret alanıdır. Bu nedenle EFTA üyeleri, AB'ye katılmadan önce veya katıldıktan sonra (örneğin İsviçre gibi) ayrı bir statüde kalabilirler.
Tarihsel perspektiften bakıldığında EFTA'nın en büyük başarısı, üye ülkeler arasındaki ticaret hacmini artırarak onların küresel pazarlarda daha rekabetçi hale gelmesini sağlamasıdır. Bugün EFTA'nın dört üyesi (İsviçre, Norveç, İzlanda ve Lichtenstein) vardır; diğer eski üyeler (İngiltere, İrlanda, İsveç ve Danimarka) zamanla AB'ye katılmışlardır.
Eğer Avrupa entegrasyon tarihinin karmaşık yapısını inceliyorsan, EFTA'nın bir "rüzgar gülü" görevi gördüğünü unutma. O, AB'nin sert gümrük duvarlarına takılmak istemeyen ülkeler için, hem Avrupa pazarına erişim sağlayan hem de esneklik sunan ideal bir aracı mekanizma olmuştur. Bu yapısal esneklik, günümüzde bile İsviçre ve Norveç gibi ülkelerin AB ile olan özel ve karmaşık ilişkilerinin temelini oluşturmaya devam etmektedir.