Abdullah Çatlı, 3 Kasım 1996 Pazar günü sabaha karşı Balıkesir'in Susurluk ilçesi yakınlarında meydana gelen bir trafik kazasında hayatını kaybetti. Bu tarih, senin de iyi bildiğin gibi, Türkiye'nin yakın siyasi tarihinin en kritik ve sarsıcı olaylarından biri olan Susurluk Skandalı'nın başlangıç noktasıdır. Sadece bir ölüm değil, aynı zamanda devletin derinliklerindeki kirli ilişkiler ağının su yüzüne çıktığı an olarak tarihe geçti.
Kazanın meydana geldiği yer, Susurluk ilçesi Çatalca mevkiinde, Aydın-İzmir Otoyolu üzerinde idi. Çatlı'nın kullandığı 34 HY 155 plakalı Mercedes marka otomobil, bir kamyona arkadan çarpmış ve bu kaza sonucunda Çatlı ile birlikte dönemin İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Hüseyin Kocadağ ve Çatlı'nın sevgilisi Gonca Us da yaşamını yitirmişti. Araçta bulunan bir diğer isim, DYP Şanlıurfa Milletvekili Sedat Bucak ise kazadan yaralı olarak kurtuldu. İşte bu detay, yani bir milletvekilinin, bir emniyet müdürünün ve hakkında kırmızı bültenle arama kararı olan bir ismin aynı araçta bulunması, kazayı sadece bir trafik kazası olmaktan çıkarıp bambaşka bir boyuta taşıdı.
Bu kaza, devlet-mafya-siyaset üçgeninin nasıl iç içe geçtiğini tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi. Abdullah Çatlı, özellikle 1980 öncesi Ülkücü hareketin önemli figürlerinden biriydi ve yurtdışına kaçtıktan sonra da Türkiye'nin birçok karanlık operasyonunda adı geçti. Özellikle PKK ile mücadele adı altında yürütülen faili meçhul cinayetler, uyuşturucu ticareti ve çeşitli suikast iddiaları, onun ismini sürekli gündemde tuttu.
Benim bu konudaki tecrübelerime göre, Çatlı'nın ölümüyle açığa çıkan ilişkiler ağı, devletin derinliklerindeki bazı yapıların (JİTEM gibi) örtülü operasyonlarını ve bu operasyonlarda kullanılan isimleri de gün yüzüne çıkardı. Susurluk kazasıyla birlikte, Çatlı'nın devletin belirli kademeleriyle nasıl bir ilişki içinde olduğu, hatta devlet adına mı çalıştığı sorusu ciddi şekilde tartışılmaya başlandı. Ortaya çıkan Susurluk raporları ve meclis araştırma komisyonları, bu derin yapının işleyişine dair önemli ipuçları verdi. Hatta o dönemde devlet içindeki farklı güç odaklarının da birbiriyle rekabet içinde olduğu ve bu kazanın birileri için 'hesaplaşma' ya da 'temizlenme' operasyonunun parçası olabileceği teorileri hala konuşulur.
Yani Çatlı'nın ölümü, sadece bir tarihsel not değil, aynı zamanda Türkiye'nin karanlık bir döneminin, derin devletin işleyiş biçiminin ve devlet içindeki çatışmaların da sembolüdür. Bu olayın yankıları, günümüzde dahi Türk siyasetinde etkilerini sürdürmektedir.