Sevgili tarih meraklıları, değerli okuyucularım,
Yıllardır bu alanda çalışmış biri olarak, konferanslarımda, sohbetlerimde veya sosyal medyada en sık karşılaştığım sorulardan biri şaşmaz bir şekilde hep aynıdır: "Sultan Abdülhamid ne zaman vefat etmiştir?" Bu soruya kuru bir tarih vermek elbette çok kolay; ancak tarihi sadece bir bilgi yığını olarak görmek, ona büyük bir haksızlık olur. Zira her tarih, içinde koca bir dönemi, sayısız olayı ve derin insan hikayelerini barındırır. İşte bugün, Ulu Hakan olarak anılan Sultan II. Abdülhamid Han'ın vefat tarihine, bu derinliği ve bağlamı katarak birlikte yakından bakacağız.
Aslında sorunuzun cevabı net ve kesindir: Sultan II. Abdülhamid Han, 10 Şubat 1918 tarihinde, Pazar günü, İstanbul'daki Beylerbeyi Sarayı'nda Hakk'ın rahmetine kavuşmuştur.
Ancak, bu tarih sadece bir takvim yaprağındaki sayıdan ibaret değildir. Bu tarih, Osmanlı İmparatorluğu'nun en çalkantılı dönemlerinden birinin, imparatorluğun yıkılışına giden yolun, hatta bir anlamda Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş sürecinin tam da ortasında yer alır. Gelin, bu tarihi çevreleyen olaylara, Sultan'ın son günlerine ve vefatının ardındaki anlamlara daha yakından göz atalım.
Sultan Abdülhamid'in vefat tarihi kadar, hatta belki ondan daha da dramatik olan kısmı, 31 Mart Vakası'nın ardından 27 Nisan 1909'da tahttan indirilmesi ve hemen ardından Selanik'e sürgün edilmesiydi. Bu, onun için sadece siyasi bir yenilgi değil, aynı zamanda derin bir kişisel yıkımdı. Yıldız Sarayı'nın ihtişamından Selanik'teki Alatini Köşkü'nün nispeten mütevazı ve gözetim altındaki hayatına geçiş, eminim ki onun için çok zordu.
Biliyorsunuz ki, Balkan Savaşları'nın patlak vermesi ve Selanik'in düşme tehlikesi baş gösterince, 1912 yılında İstanbul'a geri getirildi. Ancak bu dönüş, tahta dönüş değil, Beylerbeyi Sarayı'nda gözetim altında bir "esir" hayatıydı. Sarayın pencerelerinden Boğaz'ın o eşsiz manzarasını seyrederken, ülkesinin içinde bulunduğu durumu, Birinci Dünya Savaşı'nın yıkıcı etkilerini nasıl yorumladığını hep merak etmişimdir. Kimi rivayetler, tahttan indirilmeden önce yaklaşan büyük savaşı öngördüğünü, bu yüzden Almanya ile müttefiklik yerine denge politikası izlemeye çalıştığını söyler. Onun vefat ettiği sırada Osmanlı İmparatorluğu, bu büyük savaşın tam içindeydi ve maalesef son demlerini yaşıyordu.
Sultan Abdülhamid'in vefatının nedeni, ileri yaşa bağlı doğal sebeplerdi. Zaten yaşı ilerlemişti ve uzun süreli gözetim altındaki hayatın getirdiği stres ve sağlık sorunları da bunda etkili olmuştu. Onun son nefesini verdiği o gün, ülke ve hatta dünya bambaşka bir kaosa sürükleniyordu. Birinci Dünya Savaşı'nın en şiddetli günleriydi.
Bu çalkantılı dönemde ve tahttan indirilmiş bir padişah olduğu için cenaze töreni, elbette ihtişamlı bir saltanat cenazesi gibi yapılamadı. Ancak yine de, bir devlet adamına yakışır şekilde, gerekli hürmet gösterilerek defnedildi. Cenazesi, Beylerbeyi Sarayı'ndan alınarak Fatih Camii'ne getirildi ve burada cenaze namazı kılındı. Ardından, büyükbabası Sultan II. Mahmut'un Çemberlitaş'taki türbesine defnedildi.
Bu cenaze, belki de sessiz sedasızdı, ama benim kanaatimce, halk arasında derin bir hüzün yaratmıştı. Pek çok insan, onu hâlâ "Ulu Hakan" olarak görüyor, "Kızıl Sultan" propaganda sürecine rağmen gönüllerindeki yerini koruyordu. O dönemde yaşayanların anılarında, bu vefatın, büyük bir imparatorluğun sessizce sona ermesinin bir habercisi gibi hissedildiği anlatılır.
Sultan Abdülhamid'in 10 Şubat 1918'deki vefatı, sadece bir padişahın biyografisindeki bir son nokta değildir. Bu tarih:
Sultan Abdülhamid'in vefatı, onun hakkında süregelen tartışmaları da sonlandırmadı, aksine belki de daha da alevlendirdi. Tarihimizdeki en tartışmalı figürlerden biri olması, onun hakkında yapılan akademik çalışmaların ve popüler anlatıların çeşitliliğini açıklar. Kimi için vizyoner bir lider, eğitimci, modernleşmeci; kimi için ise despot, istibdat dönemiyle anılan bir hakan.
Ölümünün üzerinden geçen bunca yıla rağmen, onun kurduğu okullar, yaptırdığı demiryolları, kurduğu telgraf hatları, dış politikadaki denge arayışları bugün hâlâ konuşuluyor ve etkisi hissediliyor. Bugün Anadolu'nun dört bir yanında gördüğünüz liseler, meslek okulları, hastaneler... bunlar onun döneminin eserleridir. Benim için Sultan Abdülhamid, karmaşıklığı içinde anlaşıldığında, tarihin ne kadar çok yönlü ve derin olduğunu gösteren bir örnektir. O, hatalarıyla ve başarılarıyla, hem kendi döneminin hem de sonraki dönemlerin şekillenmesinde büyük bir rol oynamıştır.
Değerli dostlarım, Sultan Abdülhamid'in vefat tarihi olan 10 Şubat 1918, sadece bir rakamlar dizisi değil, aynı zamanda acılarla, umutlarla, büyük dönüşümlerle dolu bir çağın kapanış ve yeni bir çağın başlangıç noktalarından biridir. Tarihi sadece ezberlenecek bilgiler olarak görmek yerine, onu bir film şeridi gibi zihnimizde canlandırmak, karakterlerin motivasyonlarını, dönemin koşullarını anlamaya çalışmak, emin olun çok daha zevkli ve öğretici olacaktır.
Bugün Beylerbeyi Sarayı'nı ziyaret ettiğinizde, o pencerelerden Boğaz'ı seyrederken, Sultan'ın son günlerini, içinde bulunduğu durumu ve vatanının geleceği hakkındaki düşüncelerini hayal etmeye çalışın. İşte o zaman, tarih sizin için çok daha canlı, çok daha anlamlı bir hâle gelecektir.
Saygılarımla,
Tarih Uzmanınız