Muhsin Yazıcıoğlu, 25 Mart 2009 tarihinde geçirdiği helikopter kazası sonucu vefat etmiştir. Bu olay, Türkiye siyasi tarihinde derin izler bırakmış, uzun yıllar boyunca aydınlatılamayan yönleriyle tartışılmaya devam etmiştir.
Yazıcıoğlu, o tarihte Büyük Birlik Partisi'nin (BBP) Genel Başkanı olarak aktif siyasette yer alıyordu. Vefatı, 2009 yerel seçimleri öncesinde Kahramanmaraş'ın Çağlayancerit ilçesindeki mitinginden Yozgat'ın Yerköy ilçesine gitmek üzere bindiği TC-HEK kuyruk tescilli Bell 206L-4 LongRanger tipi helikopterin düşmesiyle gerçekleşti. Kazanın kesin olarak ne zaman olduğu, yani helikopterin düştüğü an, 25 Mart 2009 öğleden sonrası olarak kayıtlara geçti. Ancak kendisinin ve diğer yolcuların cansız bedenlerine 28 Mart 2009 tarihinde ulaşıldı.
Bu süreç, Türkiye'nin gördüğü en zorlu arama kurtarma operasyonlarından biriydi. Helikopterin düştüğü bölge, Kahramanmaraş Göksun ilçesine bağlı Keş Dağı etekleriydi ve o dönemde bölge yoğun kar yağışı, sis ve dondurucu soğuklarla mücadele ediyordu. Günlerce süren, binlerce kişinin katıldığı arama çalışmalarına rağmen helikopterin yeri ancak kaza anından yaklaşık 48 saat sonra tespit edilebildi. Bölgenin sarp ve karlı yapısı, ilk müdahale ekiplerinin olay yerine ulaşmasını ve cansız bedenlerin çıkarılmasını son derece güçleştirdi. Yazıcıoğlu ile birlikte helikopterde bulunan gazeteci İsmail Güneş, pilot Kaya İstektepe, BBP Sivas İl Başkanı Erhan Üstündağ, Yüksel Yancı ve Murat Çetinkaya da yaşamını yitirmişti. Özellikle gazeteci İsmail Güneş'in enkazdan yaptığı son telefon görüşmesi, olayın trajik boyutunu gözler önüne sermişti.
Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümüyle ilgili en önemli püf noktası ve uzmanlık alanımıza giren kısım, kaza ile ilgili soruşturmanın karmaşıklığı ve hala tam olarak aydınlatılamamış olmasıdır. İlk başta bir kaza olarak değerlendirilse de, helikopterin kaza sonrası bazı parçalarının (GPS cihazları gibi) söküldüğü ve bazı delillerin karartıldığı iddiaları ortaya atıldı. Bu durum, olayın "suikast" olabileceği yönünde güçlü şüpheleri beraberinde getirdi ve yıllarca süren davalara, soruşturmalara konu oldu.
Ben kendi tecrübelerimden yola çıkarak şunu söyleyebilirim ki, bu tür yüksek profilli ve şüphe barındıran ölümlerin ardında yatan gerçekleri ortaya çıkarmak, hem teknik hem de siyasi boyutlarıyla inanılmaz derecede zordur. Özellikle olay yerindeki delil toplama süreçlerinin aksaklıkları ve sonrasında yaşanan savcı-hakim değişiklikleri, kamuoyunda ve sevenlerinde ciddi bir tatminsizlik yaratmıştır. Hala dava süreci devam etmekte olup, olayın tüm boyutlarıyla aydınlatılması, hem adalet beklentisi hem de Türkiye'nin yakın siyasi tarihinin netleşmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Bu yüzden Yazıcıoğlu'nun vefatı, sadece bir helikopter kazası olarak değil, derinlemesine incelenmesi gereken bir dizi karmaşık olayın başlangıcı olarak hafızalara kazınmıştır.