Meşrutiyet'in ilanındaki en doğrudan ve acil tetikleyici faktör, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin özellikle Balkanlar'daki (Makedonya) ordu içerisindeki örgütlenmesi ve yarattığı askeri tehditti. Cemiyet, Manastır ve Selanik merkezli 3. Ordu'da etkili subayları (Enver Bey, Niyazi Bey gibi) kendi saflarına çekmişti. Niyazi Bey'in Resne'de dağa çıkması ve Meşrutiyet'i ilan etmesi, ardından birçok subayın ona katılması ve bu isyanın diğer kışlalara yayılması, II. Abdülhamid yönetimini fiilen köşeye sıkıştırdı. Cemiyetin İstanbul'a yürüme tehdidi, Padişah'ı Meşrutiyet'i yeniden ilan etmek zorunda bırakan son damla oldu.
1908 yılındaki Reval Görüşmeleri, İngiltere ve Rusya'nın Osmanlı topraklarını paylaşma niyetinde olduklarına dair güçlü bir algı yarattı. Bu durum, Osmanlı aydınları ve özellikle ordu içerisinde büyük bir infiale yol açtı. Mevcut mutlakiyetçi yönetimle devletin toprak bütünlüğünün korunamayacağı, ancak modern bir anayasal rejimle Batılı devletlerin müdahalelerinin önüne geçilebileceği düşüncesi yaygındı. Yılların tecrübesi bana şunu öğretti ki, böylesi bir kararın aniden alınmasında dış dinamikler ve kurtuluş refleksleri her zaman önemli bir tetikleyici rol oynar.
II. Abdülhamid'in 30 yılı aşkın süredir devam eden mutlakiyetçi yönetimi (İstibdat Dönemi), aydınlar, subaylar ve bürokratlar arasında ciddi bir muhalefet birikimine yol açmıştı.
Sansür, jurnalci sistemi ve siyasi sürgünler, özgürlük arayışındaki kesimleri yeraltına itmişti.
Ekonomik sorunlar, dış borçlar ve Duyun-u Umumiye'nin varlığı, halkın ve aydınların yönetime olan güvenini sarsmıştı.
* Jön Türkler, bu yönetim tarzının devleti zayıflattığına ve Batılı devletlerin gerisinde kalmaya mahkûm ettiğine inanıyordu.
Jön Türkler, Avrupa'daki eğitimleri sırasında Batı'nın anayasal sistemlerini görmüşler ve Osmanlı'yı kurtarmanın tek yolunun Meşrutiyet olduğunu benimsemişlerdi. Onlar için Meşrutiyet, ülkeyi çağdaşlaştırmanın, hukukun üstünlüğünü getirmenin ve çok uluslu devleti bir arada tutmanın aracıydı. Özellikle Balkanlar'daki milliyetçi ayaklanmalar karşısında, tüm unsurları anayasa çatısı altında birleştirerek devleti dağılmaktan kurtarma umudu taşıyorlardı.
Özetle, 2. Meşrutiyet, İttihat ve Terakki'nin askeri baskısı ve tehdidi ile uluslararası konjonktürün (Reval Görüşmeleri) yarattığı acil durum algısının, uzun yıllardır birikmiş iç muhalefet ve istibdat yönetimine duyulan tepkiyle birleşerek II. Abdülhamid'i bu adımı atmaya mecbur bırakmasıyla ilan edildi.