Fikirlerin serbest, bilginin sınırsız olduğu yer
Abdurrahim Karakoç, Türk edebiyatının ve düşünce dünyasının müstesna şahsiyetlerinden biri, özellikle halk şiiri geleneğini modern bir duyuşla yeniden yorumlayan, taşlamaları, hicivleri ve derin lirizmiyle tanınan usta bir şair, yazar ve gazetecidir. Kahramanmaraş'ın Elbistan ilçesinde 1932'de doğmuş, şiirle ve edebiyatla iç içe bir aileden gelmesi onun yeteneğinin şekillenmesinde önemli bir rol oynamıştır.
Karakoç'un şiiri, geleneksel halk ozanlığı ruhunu güncel meselelerle harmanlayan eşsiz bir yapıya sahiptir. O, bir yandan Yunus Emre'den Karacaoğlan'a uzanan köklü bir geleneğin temsilcisi olurken, diğer yandan yaşadığı dönemin sosyal, siyasi ve kültürel sorunlarına cesurca değinen, haksızlıklara karşı dimdik duran bir sesti. Şiirlerinde genellikle şu özellikleri görürsün:
Karakoç, sadece şiirleriyle değil, aynı zamanda gazeteci kimliğiyle de toplum üzerinde etkili olmuştur. Birçok dergi ve gazetede yazdığı yazılarla düşüncelerini aktarmış, Anadolu'nun sesini Ankara'ya taşımıştır. Onun şiirleri, özellikle 1970'li ve 80'li yıllarda ülkenin çalkantılı dönemlerinde toplumun vicdanı olmuş, umutsuzluk anlarında insanlara moral vermiştir. Birçok defa hakkında davalar açılmasına, yargılanmasına ve hatta hapse girmesine rağmen duruşundan taviz vermemiştir. Bu, onun karakterinin ve sanat anlayışının ayrılmaz bir parçasıdır.
Tecrübelerimden biliyorum ki, Abdurrahim Karakoç'u sadece "Mihriban" şiiriyle tanıyanların sayısı az değildir; ancak onun şiir dünyasına girdiğinde, her bir mısrasında Anadolu'nun toprağının kokusunu, halkının derdini, neşesini ve inancını bulursun. Onun şiiri, sadece okunan değil, hissedilen, yaşanılan bir şiirdir. İşte bu yüzden o, vefatından sonra bile dillerden düşmeyen, nesilden nesile aktarılan, daima yaşayan bir üstattır.