Fikirlerin serbest, bilginin sınırsız olduğu yer
Abdullah Zeydan, Türkiye siyasetinde özellikle Kürt siyasal hareketinin önemli aktörlerinden biri olarak tanınan bir isimdir. Hakkari kökenli, bölgenin köklü ve siyasetle iç içe geçmiş Zeydan ailesinin bir ferdi olarak, kamuoyunun dikkatini özellikle milletvekilliği ve sonrasında yaşadığı hukuki süreçlerle çekmiştir.
Zeydan ailesi, Hakkari ve Yüksekova bölgesinde uzun yıllardır siyasetin içinde yer alan, yerel yönetimlerde ve genel siyasette etkili olmuş bir yapıdır. Abdullah Zeydan da bu geleneğin bir devamı olarak siyasete atıldı. Kardeşi Rüstem Zeydan'ın Yüksekova Belediye Başkanlığı, babası Mustafa Zeydan'ın da eski belediye başkanlığı yapmış olması, onun siyasi kimliğinin oluşumunda önemli bir zemine işaret eder. Kendisi, Halkların Demokratik Partisi (HDP) saflarında siyaset yaptı ve 25. ve 26. dönemlerde Hakkari Milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde görev aldı. Bu dönemlerde özellikle bölge sorunlarına ve Kürt meselesine ilişkin meclis kürsüsünden yaptığı konuşmalarla biliniyordu.
Milletvekili dokunulmazlığının kaldırılmasının ardından, 2016 yılında terör örgütü propagandası yapmak ve terör örgütüne üye olmak suçlamalarıyla tutuklanarak cezaevine gönderildi. Bu süreç, Türkiye'de Kürt siyasetçilerin yargılandığı dönemin sembol isimlerinden biri haline gelmesine neden oldu. Yargılanması ve aldığı hapis cezası, hem ulusal hem de uluslararası alanda tartışmalara yol açtı. Uzun bir tutukluluk sürecinin ardından serbest bırakıldıysa da, hukuki süreçler onun gündemden düşmemesine neden oldu.
Abdullah Zeydan'ı tekrar Türkiye gündeminin odağına taşıyan olay, 2024 yerel seçimlerinde DEM Parti'den Van Büyükşehir Belediye Başkan adayı olması ve seçimi ezici bir çoğunlukla kazanmasıydı. Ancak bu zafer, YSK'nın (Yüksek Seçim Kurulu) seçime kısa bir süre kala aldığı bir karar ve akabinde yaşadığı hukuki süreçle gölgelendi. Adalet Bakanlığı'nın talebi üzerine Adana 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nin verdiği, Zeydan'ın "seçilme yeterliliğinin bulunmadığı" yönündeki karar, Van'da mazbatanın ikinci sıradaki adaya verilmesiyle sonuçlandı. Bu durum, Türkiye genelinde büyük tepkilere ve protestolara yol açtı. Nihayetinde, yapılan itirazlar ve kamuoyundaki yoğun baskı üzerine YSK, önceki kararını gözden geçirerek Abdullah Zeydan'a mazbatasının verilmesine hükmetti. Bu, Türk siyasi tarihinde emsali az görülen bir geri dönüş oldu ve hukukun üstünlüğü ile halk iradesinin çatışması bağlamında önemli bir örnek teşkil etti.
Abdullah Zeydan'ın hikayesi, sadece kişisel bir siyasetçinin yükselişi ve düşüşü değil; aynı zamanda Türkiye'deki Kürt siyasetinin, demokrasi ve yargı süreçlerinin girift yapısının da bir aynasıdır. Onu anlamak, bölgedeki sosyo-politik dinamikleri, devlet-vatandaş ilişkilerini ve siyasi partilerin konumlanışını da göz önünde bulundurmayı gerektirir. Benim tecrübelerimden yola çıkarak şunu net bir şekilde söyleyebilirim ki, Zeydan'ın durumu, bir siyasi figürün bölgesel aidiyeti ve siyasi duruşu nedeniyle nasıl mercek altına alındığını ve yargı süreçlerinin siyasi sonuçlar doğurma potansiyelini açıkça gösteriyor. Van seçimleri örneği, halkın iradesinin ne denli önemli olduğunu ve bu iradenin hukuki süreçlerde bile nasıl bir ağırlık oluşturabileceğini bize hatırlatıyor. Onun siyasi geleceği, bu karmaşık denklemin nasıl çözümleneceğine bağlı olacaktır.