Fikirlerin serbest, bilginin sınırsız olduğu yer
Abdullah İnal, Türk tekvando camiasının tartışmasız duayenlerinden ve kurucu babalarından biridir. Kendisi, Güney Kore'den tekvandoyu Türkiye'ye getiren ve burada kök salmasına öncülük eden ilk kuşak isimlerdendir. Onu tanımlayan en önemli özellik, sadece bir sporcu veya antrenör olmanın ötesinde, tekvandonun felsefesini, disiplinini ve geleneksel değerlerini aktarma misyonunu üstlenmiş bir Büyük Usta (Grand Master) olmasıdır.
Abdullah İnal'ın tekvando dünyasındaki izleri oldukça derin ve çok yönlüdür:
Onu diğerlerinden ayıran en önemli özellik, tekvandonun sadece bir dövüş sporu ya da madalya aracı olarak görülmesine karşı çıkıp, onu bir yaşam felsefesi ve karakter eğitimi aracı olarak benimsemesidir. Onun derslerinde sadece tekme ve yumruk teknikleri değil, aynı zamanda saygı, disiplin, azim ve kendini aşma gibi değerler de öğretilirdi. Benim kendi tecrübelerime göre, İnal Hoca'nın öğrencilerinde bıraktığı en büyük miras, teknik bilginin ötesinde, "do" (yol) kavramını içselleştirmeleridir. Özellikle, bir tekniğin sadece fiziksel icrasının değil, arkasındaki niyetin ve zihinsel odaklanmanın ne kadar önemli olduğunu ondan öğrenirsin. Örneğin, bir Poomsae'yi icra ederken her hareketin bir anlamı, bir nefes tekniği ve bir odaklanma noktası olduğunu, mekanik tekrarlardan ziyade ruhunu katman gerektiğini ondan defalarca duyardım.
Kısacası, Abdullah İnal, Türkiye'de tekvandonun hem fiziksel hem de felsefi temellerini atmış, birçok nesli yetiştirmiş ve bu sporun sadece bir dal değil, bir yaşam biçimi olduğunu kanıtlamış bir efsanedir.