Fikirlerin serbest, bilginin sınırsız olduğu yer
Abdullah Gül, Türkiye siyasetinin yakın tarihinde önemli bir yere sahip, hem akademik kökeni hem de devlet adamlığı tecrübesiyle öne çıkmış bir liderdir. Kayseri'de doğmuş, ekonomi eğitimi almış ve İngiltere'de doktora çalışmaları yapmış entelektüel bir geçmişe sahiptir.
Siyasi hayatına Milli Selamet Partisi gençlik kollarında adım atan Gül, Refah Partisi ve Fazilet Partisi dönemlerinde milletvekilliği yaptı. Ancak siyasi kimliğinin en belirgin dönüm noktası, 2001 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) kurucu üyeleri arasında yer almasıydı. Partinin kuruluşunda, programının hazırlanmasında ve özellikle partinin Batı'ya dönük ılımlı ve reformist yüzünün inşasında kilit rol oynadı.
AK Parti'nin 2002 seçimlerini kazanmasının ardından, Recep Tayyip Erdoğan'ın siyasi yasağı nedeniyle kısa bir süre Başbakanlık görevini üstlendi. Bu kritik dönemde Türkiye'yi uluslararası arenada temsil eden, AB uyum yasalarının çıkarılmasında büyük emeği olan bir lider profili çizdi. Daha sonra Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak görev yaparak, Türkiye'nin dış politikasında önemli kararlara imza attı; özellikle Avrupa Birliği'yle tam üyelik müzakerelerinin başlatılmasında belirleyici bir rol oynadı.
Abdullah Gül'ün siyasi yaşamındaki zirve noktası, 2007 yılında seçildiği Türkiye Cumhuriyeti'nin 11. Cumhurbaşkanlığı görevidir. Bu süreç, askeriyenin "e-muhtıra" bildirisiyle başlayan oldukça gergin bir döneme denk gelmesine rağmen, Gül bu zorlu süreci sağduyu ve demokratik teamüllere bağlılık göstererek yönetti. Cumhurbaşkanlığı süresince, toplumsal kutuplaşmanın arttığı bir ortamda uzlaştırıcı ve birleştirici bir figür olmaya özen gösterdi. Farklı kesimlerle diyalog kurmaya büyük önem verdi, basın özgürlüğü, yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü gibi demokratik değerlere olan hassasiyetini defalarca dile getirdi. Açıkçası, benim o dönemki gözlemim şuydu ki, Gül'ün bu tutumu, siyasetin sıkıştığı anlarda adeta bir "nefes alma alanı" yaratmış, tüm toplumu kucaklama çabasıyla dikkat çekmişti.
2014 yılında görev süresi sona erdikten sonra aktif siyasetten çekilen Gül, zaman zaman Türkiye'nin önemli iç ve dış meseleleri hakkında görüşlerini dile getirerek bir nevi devlet büyüğü pozisyonunu sürdürmektedir. Onun siyasi mirası, AK Parti'nin ilk yıllarındaki demokratikleşme adımları, AB süreci ve Cumhurbaşkanlığı dönemindeki uzlaştırıcı yönetim anlayışıyla yakından ilişkilidir.