"İnsan insanı neden sevmez ki ya?" sorusu, aslında insan doğasının karmaşıklığına dair çok derin bir sorgulama. Aslında "sevmez" demek yerine, "bazı durumlarda sevemez, hatta düşmanlaşabilir" demek daha doğru olur. Bu durumun altında yatan temel dinamikler, psikolojimizin ve sosyal yapımızın ta kendisi.
En temelde, insan kendi varoluşunu, ihtiyaçlarını ve çıkarlarını merkeze alma eğilimindedir. Ego, bizi koruma içgüdüsüyle hareket ettirir; bu da bazen başkalarının ihtiyaçlarını veya varlığını tehdit olarak algılamamıza yol açar. Kendine dönük bu bakış açısı, empati kapılarını kapatarak, "öteki"nin farklılığını kabul etmek yerine düşmanlaştırmaya neden olabilir.
İnsan doğasının en temel duygularından korku, sevmeme halinin de başlıca tetikleyicisidir.
Bilinmeyene korkusu: Farklı olana, yabancıya karşı içgüdüsel bir direnç geliştiririz. Bu, önyargıların ve ayrımcılığın kökenidir.
Kaybetme korkusu: Kendi sahip olduklarımızı (güç, kaynaklar, "doğrularımızı") kaybetme endişesi, başkalarını rakip ya da tehdit olarak görmemize yol açar.
* İncinme korkusu: Geçmiş travmalar veya güven eksikliği, bizi insanlara karşı savunmaya iter, sevgi geliştirme potansiyelimizi bloke eder.
Her insan, kendi değerler bütünü, inançları ve dünya görüşüyle yaşar. Bu değerler sistemi çatıştığında, birinin haklı bulduğu bir şeyi diğerinin yanlış görmesi, sevgisizliğe hatta nefrete dönüşebilir. İletişimsizlik ve başkasının perspektifini anlama çabasının eksikliği, bu çatışmaları derinleştirir. Kendi gerçekliğini mutlak doğru kabul etme eğilimi, farklı olanı kolayca "yanlış" veya "kötü" olarak etiketlememize neden olur.
Bir insan, başkalarından sürekli zarar görmüş, ihanete uğramış veya hayal kırıklığına uğramışsa, bu durum öğrenilmiş bir güvensizliğe yol açar. Bu durumda, tüm insanlara karşı bir savunma duvarı örer, sevgi verme ve alma kapasitesi azalır. Kendi tecrübelerimden de bilirim; defalarca hayal kırıklığı yaşayan biri, yeni bir ilişkiye girerken bile bilinçaltında bir savunma mekanizması geliştirir. Bu, genelleme hatası dediğimiz, tekil kötü deneyimleri tüm insanlığa atfetme durumudur.
Özetle, insan insanı sevmemesi genellikle bir seçimden ziyade, korkularımız, egomuz, geçmiş yaralarımız ve farklılıkları anlama yeteneksizliğimizin bir sonucudur. Bu döngüyü kırmak için önce kendimizdeki bu dinamikleri fark etmek ve empati kasımızı güçlendirmekle başlar her şey. Yani, başkasını anlamaya, onun ayakkabılarıyla yürümeye çalışmak... İşte orada sevgi için bir çatlak açılır.