Vedat Milor, Türkiye'de gastronomi ve yemek eleştirisi denince akla gelen ilk ve en önemli isimlerden biridir. Onu sadece bir "yemek yiyen adam" olarak görmek, yaptığı işin derinliğine haksızlık olur. Milor, aslında bir akademisyen, bir araştırmacı ve bir düşünür kimliğiyle gastronomi dünyasına bambaşka bir soluk getirmiş bir entelektüeldir.
Onun Boğaziçi Üniversitesi'nden sonra California Berkeley Üniversitesi'nde siyaset bilimi doktorası yapması, uluslararası finans alanında çalışması ve ardından akademik kariyerine dönmesi, yani çok yönlü entelektüel geçmişi, yemek eleştirisine yaklaşımının temelini oluşturur. Bu derin analitik yeteneği ve sorgulayıcı bakış açısı, onu sektördeki diğer isimlerden keskin bir şekilde ayırır.
Vedat Milor, yemeği yalnızca damak tadıyla değerlendirmez; onu bir kültür, bir sanat ve hatta bir bilim olarak ele alır. Eleştiri metodolojisinde şu püf noktalarını görürsün:
Milor, Türkiye'de yemek eleştirisini "sadece yemek yemekten" çıkarıp, onu düşünen, sorgulayan ve sorgulatan bir disipline dönüştürmüştür. Televizyon programları ve yazılarıyla gastronomi bilincini geniş kitlelere ulaştırdı. Eleştirileri bazen sert, hatta tartışmalı olabilir ama her zaman düşündürücüdür ve yapıcı bir amaca hizmet eder: Gastronomi kalitesini artırmak.
Benim kendi tecrübelerime göre, Vedat Milor'un en büyük katkısı, insanlara yemeğe nasıl bakmaları gerektiğini öğretmesidir. Bir yemeğin sadece doyurucu olmasının ötesinde, içinde ne kadar emek, bilgi ve kültürel miras taşıdığını anlamana yardımcı olur. Onun felsefesi, yemeğe hakkını vermek üzerine kuruludur; yemeğin potansiyelini, olması gereken en iyi halini bilmesi ve bu beklentiyi karşılayıp karşılamadığını titizlikle değerlendirmesi, onu gerçekten eşsiz kılar.