Farz, İslam dininde kesin ve şüpheye yer bırakmayacak delillerle sabit olan, Müslümanların yapmakla yükümlü olduğu emirlerdir. Bunları terk etmek büyük günah sayılır. Farzlar temelde iki ana kategoriye ayrılır:
Bu farzlar, mükellef olan (akıllı ve ergenlik çağına ulaşmış) her Müslümanın şahsen ve bizzat yerine getirmesi gereken emirlerdir. Hiçbir şekilde başkası tarafından yapılamaz veya devredilemez. Eğer bir kişi Farz-ı Ayn olan bir ibadeti yerine getirmezse, bunun sorumluluğu ve günahı tamamen kendisine aittir. Toplumdaki diğer bireylerin bu ibadeti yerine getirmesi, o kişinin üzerindeki yükümlülüğü kaldırmaz.
Farz-ı Kifaye, toplumun genelinin veya belirli bir grubunun yerine getirmesi gereken farzlardır. Eğer toplumdan yeterli sayıda kişi bu görevi layıkıyla yerine getirirse, diğer Müslümanların üzerinden bu farzın sorumluluğu kalkar. Ancak, eğer o toplumda bu görevi yerine getiren kimse olmazsa, o toplumdaki bütün mükellef bireyler günahkâr olur. Farz-ı Kifaye, bireyin değil, topluluğun ortak sorumluluğudur ve toplumun genel faydası için hayati öneme sahiptir.
Tecrübelerime göre, Farz-ı Kifaye'nin önemi maalesef sıklıkla göz ardı ediliyor. Bireyler genellikle sadece Farz-ı Ayn'lara odaklanıp, toplumun geneli için hayati olan bu sorumluluğu atlayabiliyor. Oysa bir toplumda yeterince iyi eğitimli, ahlaklı ve topluma faydalı bireylerin yetişmesi, Farz-ı Kifaye bilincinin bir sonucudur. Özellikle genç nesillerin sadece bireysel ibadetlerini değil, aynı zamanda hangi alanda olursa olsun topluma faydalı olabilecekleri bir uzmanlık kazanmalarının da geniş anlamda bir Farz-ı Kifaye olduğunu anlamaları gerekiyor. Bu bilinç, hem bireysel kurtuluş hem de toplumsal refah için kilit noktadır.