menu search
  • Kaydol
brightness_auto

Hoş geldiniz! TÜRKLER SORUYOR PLATFORMU'na katılmak ister misiniz? Hemen kayıt olun veya giriş yapın.

more_vert
thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme

3 Cevap

more_vert
Yürütme gücü halk tarafından seçilen devlet başkanı ve meclis güvenine dayanan hükümet başkanı arasında paylaşılır.  Fiili olarak yürütmenin başı devlet başkanıdır.
thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme
more_vert

Yarı Başkanlık Sistemi Nedir? Derinlemesine Bir Bakış

Değerli okuyucularım,

Bugün Türkiye'nin siyasi tarihinde ve güncel tartışmalarında sıkça karşımıza çıkan, dünyanın farklı coğrafyalarında uygulanan ancak tam olarak ne anlama geldiği çoğu zaman kafa karışıklığı yaratan bir yönetim biçimini, yarı başkanlık sistemini, tüm detaylarıyla ele alacağız. Bir uzman olarak, bu sistemin karmaşık yapısını sizin için mümkün olduğunca anlaşılır, samimi ve somut örneklerle açmaya çalışacağım. Gelin, siyaset biliminin bu önemli durağına birlikte bakalım.

Temel Tanım: İki Başlı Yapı ve Güç Paylaşımı

Yarı başkanlık sistemi, adından da anlaşılacağı üzere, hem başkanlık hem de parlamenter sistemlerden unsurlar taşıyan hibrit bir yönetim modelidir. En temel özelliği, yürütme erkinin iki ayrı kanat tarafından temsil edilmesidir:

  1. Halk Tarafından Doğrudan Seçilen Bir Başkan: Bu başkanın belli yetkileri ve güçlü bir siyasi meşruiyeti vardır.
  2. Parlamentoya Karşı Sorumlu Bir Başbakan ve Hükümet: Başbakan genellikle parlamentodaki çoğunluk partisinden çıkar ve parlamentonun güvenoyuna tabidir.

Yani aslında çift motorlu bir uçak gibi düşünebilirsiniz. Her iki yürütme organının da kendi meşruiyet kaynağı ve sorumluluk alanı bulunur. Bu durum, sistemin hem gücünü hem de potansiyel çatışma alanlarını beraberinde getirir.

Yarı Başkanlık Sisteminin Temel Özellikleri Nelerdir?

Bu karmaşık yapının bazı temel taşları vardır ki, bunlar sistemi diğer yönetim biçimlerinden ayırır:

1. Çift Yürütme Organı: Başkan ve Başbakan

Yarı başkanlık sisteminde, hem devlet başkanı (genellikle cumhurbaşkanı) hem de hükümet başkanı (başbakan) yürütmenin birer parçasıdır.

  • Başkan: Halkın oylarıyla doğrudan seçildiği için güçlü bir popüler meşruiyete sahiptir. Genellikle dış politika, savunma, yüksek yargı atamaları gibi alanlarda geniş yetkilere sahiptir. Kimi zaman parlamentoyu feshetme, yasaları veto etme gibi yetkileri de bulunabilir.
  • Başbakan ve Hükümet: Başbakan, genellikle cumhurbaşkanı tarafından atanır ancak asıl gücünü ve meşruiyetini parlamentodaki çoğunluktan alır. İç politika, ekonomi ve günlük yönetimin esas sorumlusu genellikle hükümettir. Parlamentoya karşı sorumludur ve güvensizlik oyu ile düşürülebilir.

Bu iki yapının uyumu, sistemin ne kadar sorunsuz işleyeceğini belirleyen en kritik faktördür.

2. Güç Paylaşımı ve "Kohabitasyon" Dönemleri

Yarı başkanlık sisteminin en ilgi çekici ve zaman zaman en zorlayıcı yanı, güç paylaşımıdır. Özellikle başkan ile parlamentodaki çoğunluğun farklı siyasi partilerden olması durumunda ortaya çıkan tabloya "kohabitasyon" (birlikte yaşama) denir.

  • Kohabitasyon: Başkan ile başbakanın farklı siyasi partilere mensup olduğu durumlardır. Bu dönemlerde başkan ve başbakan arasında yetki ve sorumluluk paylaşımı daha belirginleşir ve uyum sağlamak zorlaşabilir. Fransa'nın siyasi tarihinde bunun çok sayıda örneğini gördük. Örneğin, sosyalist bir cumhurbaşkanı ile muhafazakar bir başbakanın aynı anda görev yaptığı dönemler yaşanmıştır. Bu durum, siyasi gerilimi artırabileceği gibi, farklı siyasi görüşlerin ülkenin yönetiminde temsil edilmesini de sağlayabilir.
3. Parlamento ve Başkan Arasındaki Denge

Bu sistemde hem parlamento hem de başkanın birbirini denetleme ve sınırlama mekanizmaları bulunur. Başkanın bazı kararları için hükümetin veya parlamentonun onayı gerekebilirken, parlamento da başkanın bazı yetkilerini kısıtlama veya hükümeti düşürme yetkisine sahiptir. Bu, güçler ayrılığının daha dinamik ve esnek bir yorumudur diyebiliriz.

Peki, Neden Yarı Başkanlık? Avantajları ve Beklentiler

Her siyasi sistem gibi, yarı başkanlık da belli avantajları barındırır ve belirli beklentilerle tercih edilir:

  • Siyasi İstikrar: Doğrudan halk tarafından seçilen bir başkanın olması, belli kriz dönemlerinde veya siyasi belirsizlik anlarında devlete bir istikrar çıpası sağlar. Başkanın güçlü meşruiyeti, ülkenin rotasını korumasına yardımcı olabilir.
  • Daha Kapsamlı Temsil: Hem halkın doğrudan seçtiği başkan hem de parlamentodaki çoğunluğun temsilcisi başbakan aracılığıyla, farklı siyasi görüşlerin ve toplum kesimlerinin yönetimde temsil edilme imkanı artar.
  • Kriz Yönetimi: Özellikle dış politika, güvenlik veya milli meselelerde başkanın doğrudan müdahil olabilmesi, karar alma süreçlerini hızlandırabilir ve etkin kriz yönetimi potansiyeli sunar.
  • Denetim ve Denge: İki başlı yürütme ve parlamentonun varlığı, tek bir gücün aşırıya kaçmasını engellemeye yönelik ek denetim mekanizmaları sunar.

Madalyonun Diğer Yüzü: Zorluklar ve Tartışmalar

Ancak yarı başkanlık sistemi, avantajları kadar potansiyel sorunları da içinde barındırır. Uzmanlar olarak bizler, bu riskleri göz ardı etmeyiz:

  • Yetki Çatışmaları: En büyük risk budur. Başkan ve başbakan arasında yetki ve sorumluluk alanları her zaman gri kalabilir. Özellikle kohabitasyon dönemlerinde "Kim sorumlu?", "Kim karar verici?" soruları sıkça tartışma konusu olur ve yönetimde tıkanıklıklara yol açabilir. Benim gözlemlediğim kadarıyla, bu durum siyasi kültürün ve anayasal düzenlemelerin netliğine göre değişiyor.
  • Sistemik Tıkanıklık Riski: Başkan ve başbakan arasındaki siyasi rekabet veya uyumsuzluk, ülkenin temel meselelerinde karar alma süreçlerini kilitleyebilir. Bu durum, ekonomik durgunluk veya sosyal huzursuzluk gibi sorunları derinleştirebilir.
  • Demokratik Hesap Verebilirlik Sorunu: Yürütmenin iki başı olması, kamuoyunun "Kimden hesap soracağız?" sorusunu sormasını zorlaştırabilir. Sorumluluk adeta ikiye bölünerek muğlaklaşabilir.

Dünyadan Örnekler: Farklı Yorumlar, Farklı Deneyimler

Yarı başkanlık sisteminin saf bir modeli yoktur; her ülke kendi anayasal ve siyasi geleneğine göre farklı yorumlamıştır.

  • Fransa: Yarı başkanlık sisteminin en bilinen ve en klasik örneğidir. Charles de Gaulle döneminde şekillenen Beşinci Cumhuriyet Anayasası ile cumhurbaşkanına oldukça geniş yetkiler verilmiştir. Ancak başbakan ve hükümet de parlamentoya karşı sorumludur. Fransa'da kohabitasyon dönemleri, sistemin nasıl işleyebileceğini bize net bir şekilde göstermiştir.
  • Portekiz, Finlandiya, Polonya, Romanya: Bu ülkeler de yarı başkanlık sistemini benimsemişlerdir. Ancak Finlandiya gibi bazı ülkelerde başkanın yetkileri daha sembolik kalırken, Portekiz'de cumhurbaşkanının daha belirgin siyasi rolü vardır. Bu da bize sistemin ne kadar esnek ve ulusal ihtiyaçlara göre şekillenebilir olduğunu gösteriyor.
Türkiye'nin Deneyimi: Bir Dönüşüm Hikayesi

Türkiye'nin kendi siyasi tarihinde de yarı başkanlık sistemine yakın dönemler yaşanmıştır. Özellikle 2007 Anayasa değişikliği ile cumhurbaşkanının halk tarafından doğrudan seçilmesi kararı alındığında, Türkiye'nin yönetim sistemi klasik parlamenter sistemden yarı başkanlık özelliklerine doğru kaymıştı. Bu dönemde cumhurbaşkanının doğrudan halktan aldığı güçlü meşruiyet ile parlamentoya karşı sorumlu başbakan ve hükümet arasındaki ilişkiler, Türkiye siyasetinin önemli gündem maddelerinden biri haline gelmişti.

Ancak unutmayalım ki, 2017'deki Anayasa değişikliği ile Türkiye, artık saf bir başkanlık sistemine geçiş yapmıştır. Yarı başkanlık sisteminin ne olduğunu anlamak için Türkiye'nin 2007-2017 arasındaki deneyimi, cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesinin siyasi dinamikleri nasıl değiştirebileceğine dair önemli ipuçları sunar. O dönemde cumhurbaşkanının hem devleti temsil eden hem de siyasi bir figür olarak aktif rol aldığı bir denge arayışı vardı.

Sonuç: Bir Denge Arayışı

Değerli okuyucularım, gördüğünüz gibi yarı başkanlık sistemi, siyaset biliminin en ilgi çekici ve tartışmalı konularından biridir. Ne başkanlık kadar katı ne de parlamenter sistem kadar esnek bir yapıya sahiptir. Bir köprü müdür, yoksa bir çelişki mi? Bu sorunun cevabı, ülkenin siyasi kültürü, kurumlarının gücü ve anayasal düzenlemelerin netliği gibi birçok faktöre bağlıdır.

Hiçbir siyasi sistem mükemmel değildir. Önemli olan, bir ülkenin kendi tarihsel deneyimi, toplumsal yapısı ve gelecek hedefleri doğrultusunda en uygun dengeyi bulmasıdır. Yarı başkanlık sistemi de bu denge arayışının bir tezahürü olarak, farklı ülkelerde farklı şekillerde hayat bulmuş, kimi zaman başarıya ulaşmış, kimi zaman da zorluklarla karşılaşmıştır.

Umarım bu detaylı inceleme, yarı başkanlık sistemi konusundaki merakınızı gidermiş ve sizlere konuya dair daha derin bir bakış açısı sunmuştur. Unutmayın, siyaset sadece yöneticilerin değil, hepimizin meselesidir. Bilgi sahibi olmak, daha bilinçli vatandaşlar olmanın ilk adımıdır.

Sevgi ve saygılarımla.

thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme
more_vert

Sevgili dostlar,

Siyaset bilimi ve anayasa hukuku dünyasında, bazen öyle kavramlarla karşılaşırız ki, ilk bakışta anlaşılması zor gibi görünse de, aslında ülkelerin kaderini doğrudan etkileyen dinamikleri barındırır. İşte yarı başkanlık sistemi de tam olarak böyle bir kavram. Günümüz dünyasında sıkça duyduğumuz, tartışılan ama çoğu zaman tam olarak ne anlama geldiği karıştırılan bu sistemi, gelin birlikte bir uzmanın gözünden, tüm detaylarıyla ve samimi bir dille masaya yatıralım.

Yarı Başkanlık Sistemi Nedir? Temel Taşları Nelerdir?

En basit tanımıyla yarı başkanlık sistemi, hem güçlü, doğrudan halk tarafından seçilmiş bir cumhurbaşkanına hem de parlamentoya karşı sorumlu bir başbakana sahip olan bir yönetim biçimidir. Yani, yürütme organının başında iki farklı güç odağı bulunur: bir cumhurbaşkanı ve bir başbakan. Bu durum, sistemi ne saf bir başkanlık sisteminden ne de saf bir parlamenter sistemden ayıran en temel özelliktir.

Dilerseniz, bu sistemin temel taşlarını biraz daha açalım:

  1. Doğrudan Halk Tarafından Seçilen Cumhurbaşkanı: Sistemdeki cumhurbaşkanı, parlamenter sistemdeki gibi sembolik bir figür değildir. Halk tarafından doğrudan seçildiği için güçlü bir meşruiyete ve önemli yetkilere sahiptir. Genellikle devletin başı olarak ülkeyi uluslararası arenada temsil eder, stratejik kararlarda söz sahibidir ve hatta başbakanı atama veya hükümeti feshetme gibi yetkileri bulunabilir.
  2. Parlamentoya Karşı Sorumlu Başbakan: Yürütmenin diğer kanadı olan başbakan ve kurduğu hükümet ise parlamentonun güvenine dayanır. Başbakan, iç politikadan, günlük yönetimden ve bakanlar kurulunun çalışmalarından sorumludur. Parlamento, hükümeti denetleyebilir, güvensizlik oyuyla düşürebilir.

İşte bu iki farklı meşruiyet ve yetki odağının aynı anda var olması, yarı başkanlık sistemini eşsiz ve kimi zaman oldukça karmaşık kılan şeydir. Adeta "iki kaptanlı bir gemi" gibidir; ikisinin de rotayı belirleme yetkisi vardır ama birinin diğerine göre zaman zaman daha güçlü esmesi olasıdır.

Peki, Bu Sistem Nasıl İşler? Roller ve Yetkiler Dengesi

Sistemin işleyişi, ülkenin anayasal düzenlemelerine ve siyasi kültürüne göre büyük farklılıklar gösterir. Ancak genel hatlarıyla bakarsak:

Cumhurbaşkanının Rolü ve Yetkileri

Cumhurbaşkanı, genellikle devletin birliğini ve sürekliliğini temsil eder. Dış politika, milli savunma gibi ülkenin genel stratejisini ilgilendiren konularda daha etkilidir. Kanunları veto etme, anayasa mahkemesine üye atama gibi önemli dengeleyici yetkileri de olabilir. Kimi modellerde, başbakanı atama ve görevden alma yetkisi tamamen cumhurbaşkanına aittir. Fransa'daki gibi bazı sistemlerde ise cumhurbaşkanının veto yetkisi oldukça güçlüdür.

Başbakanın ve Hükümetin Rolü

Başbakan ise ülkenin iç siyasetinin, ekonomisinin ve kamu hizmetlerinin yürütülmesinden birinci derecede sorumludur. Bakanlar kuruluna başkanlık eder ve günlük hükümet işlerini yönetir. En kritik nokta, başbakanın ve hükümetinin parlamentonun güvenine ihtiyaç duymasıdır. Eğer parlamento, hükümete güvensizlik oyu verirse, hükümet düşebilir.

İşte tam da bu noktada sistemin kalbindeki dinamik ortaya çıkar: Cumhurbaşkanının halktan aldığı yetki ile başbakanın parlamentodan aldığı yetki arasındaki denge veya gerilim. Bu denge, siyasi partilerin parlamentodaki dağılımına göre sürekli değişebilir.

En Can Alıcı Nokta: 'Kohabitasyon' ve Siyasi Dinamikler

Yarı başkanlık sistemini gerçekten anlamak için "kohabitasyon" (cohabitation) kavramını çok iyi bilmemiz gerekir. Kohabitasyon, cumhurbaşkanının ait olduğu siyasi parti ile parlamentoda çoğunluğu oluşturan partinin (ve dolayısıyla başbakanın partisinin) farklı olduğu durumlara verilen addır. Yani, cumhurbaşkanı A partisinden, başbakan ise B partisindendir.

  • Uyumlu Dönemler: Eğer cumhurbaşkanı ve parlamento çoğunluğu aynı siyasi partiden geliyorsa, sistem genellikle sorunsuz ve uyumlu çalışır. Cumhurbaşkanı, başbakan üzerinde doğal bir etkiye sahip olur ve yürütme adeta tek bir elden yönetiliyormuş gibi bir izlenim verebilir. Bu dönemlerde cumhurbaşkanının yetkileri fiilen daha genişleyebilir.
  • Kohabitasyon Dönemleri: İşte asıl meydan okuma burada başlar! Bu durumda cumhurbaşkanı ve başbakan, aynı evi paylaşan ama farklı siyasi görüşlere sahip iki lider gibi davranmak zorunda kalır. Genellikle cumhurbaşkanı dış politika ve savunma gibi "devlet" işlerine odaklanırken, başbakan iç politika ve ekonomik konularda daha fazla inisiyatif alır. Bu dönemler, siyasi çatışmalara, yetki tartışmalarına ve uzlaşma arayışlarına sahne olabilir.

Benim uluslararası alandaki gözlemlerime göre, kohabitasyon dönemleri bazı ülkelerde krize yol açarken, bazılarında ise siyasi olgunluğun ve uzlaşma kültürünün gelişmesine katkı sağlamıştır. Örneğin, Fransa'daki deneyimler, bu süreçlerin siyasi liderleri uzlaşmaya zorladığını ve ülke çıkarlarını ön planda tutma gerekliliğini gösterdiğini kanıtlamıştır.

Farklı Yarı Başkanlık Modelleri: Her Ülkeye Özgü Bir Tat

Unutmayın ki siyasi sistemler birer elbise gibidir, her ülkeye aynı şekilde uymaz. Yarı başkanlık sistemi de tek tip değildir; ülkelerin anayasal geleneklerine, siyasi kültürlerine ve ihtiyaçlarına göre farklı şekillerde uygulanır:

  1. Cumhurbaşkanının Daha Güçlü Olduğu Modeller (Başkanlık-Parlamenter): Bu modellerde cumhurbaşkanının yetkileri daha geniştir. Başbakanı atama ve görevden alma konusunda neredeyse sınırsız yetkiye sahip olabilir ve yasamayı fesih yetkisini daha sık kullanabilir. Rusya bu modele güzel bir örnektir. Burada cumhurbaşkanı siyasi arenada çok daha baskın bir figürdür.
  2. Başbakanın ve Parlamentonun Etkili Olduğu Modeller (Başbakan-Başkanlık): Bu tip sistemlerde ise başbakanın ve parlamentonun yetkileri daha dengelidir. Cumhurbaşkanının yetkileri daha çok dengeleyici ve hakemlik rolüyle sınırlı kalabilir. Fransa, bu modelin klasik örneği olarak gösterilse de, zaman içinde cumhurbaşkanının yetkileri fiilen güçlenmiştir. Portekiz ve Finlandiya'nın eski sistemleri de bu kategoride değerlendirilebilir.

Neden Yarı Başkanlık Sistemi Tercih Edilir? Avantajlar Penceresi

Bu kadar karmaşık bir sistemin neden tercih edildiğini merak ediyor olabilirsiniz. Bana göre, yarı başkanlık sisteminin bazı çekici yönleri vardır:

  • Siyasi İstikrar: Özellikle siyasi kriz dönemlerinde veya parçalı parlamento yapılarında, doğrudan halk tarafından seçilmiş bir cumhurbaşkanı, ülkenin birliğini temsil eden ve istikrar sağlayıcı bir figür olabilir.
  • Halkın Doğrudan İradesinin Yansıması: Hem cumhurbaşkanının hem de parlamentonun doğrudan halk tarafından seçilmesi, siyasi meşruiyetin iki farklı kaynaktan gelmesini sağlar. Bu durum, "halkın iradesi" argümanını güçlendirir.
  • Esneklik ve Denge: İki farklı yürütme gücünün varlığı, potansiyel bir denge mekanizması oluşturabilir. Bir tarafın aşırı güçlenmesi durumunda diğer tarafın dengeleyici bir rol oynaması mümkündür.

Peki Ya Zorlukları? Yarı Başkanlığın Gölge Tarafları

Her sistemin olduğu gibi, yarı başkanlık sisteminin de kendi zorlukları vardır:

  • Çift Başlılık ve Yetki Çatışmaları: En büyük risk budur. Özellikle kohabitasyon dönemlerinde, cumhurbaşkanı ile başbakan arasında yetki ve sorumluluk alanlarında belirsizlikler ve sürtüşmeler yaşanabilir. Bu durum, siyasi kilitlenmelere ve ülkenin yönetiminde yavaşlamaya neden olabilir.
  • Hesap Verebilirliğin Belirsizliği: Kriz anlarında veya başarısız politikalarda, kamuoyunun ve muhalefetin kimden hesap soracağı belirsizleşebilir. Cumhurbaşkanı suçu başbakana, başbakan ise cumhurbaşkanına atabilir.
  • Siyasi Kilitlenme Riski: Özellikle cumhurbaşkanı ile parlamento arasında kalıcı bir siyasi çekişme varsa, önemli yasaların çıkarılması veya reformların yapılması zorlaşabilir.

Dünyadan Örnekler: Fransa Deneyimi ve Diğerleri

Yarı başkanlık sisteminin en bilinen ve üzerinde en çok çalışılan örneği şüphesiz Fransa'dır. Beşinci Cumhuriyet Anayasası ile kurulan bu sistem, Charles de Gaulle'ün liderliğinde cumhurbaşkanına önemli yetkiler vermiştir. Fransa, 1980'ler ve 90'larda Mitterrand-Chirac, Mitterrand-Balladur ve Chirac-Jospin gibi önemli kohabitasyon dönemleri yaşamıştır. Bu dönemlerde cumhurbaşkanı dış politikaya odaklanırken, başbakan iç politikayı yürütmüştür. Fransız siyasetçilerinin bu duruma uyum sağlama yeteneği, sistemin esnekliğini gözler önüne sermiştir.

Bir diğer örnek ise Rusya'dır. Rusya Anayasası, cumhurbaşkanına çok daha geniş yetkiler tanır ve başbakanın konumu cumhurbaşkanına karşı daha zayıftır. Bu, cumhurbaşkanının siyasi alanda mutlak bir dominasyona sahip olduğu bir başkanlık-parlamenter modelidir.

Portekiz, Polonya ve eski Finlandiya sistemleri de yarı başkanlık modellerine örnek olarak gösterilebilir. Her bir ülke, kendi özgün siyasi kültür ve tarihiyle bu sistemi farklı şekillerde yoğurmuştur.

Sonuç: Bir Sistemden Çok Bir Dinamik

Gördüğünüz gibi, yarı başkanlık sistemi kuru bir tanımın ötesinde, yaşayan, nefes alan ve sürekli değişen siyasi dinamiklerle dolu bir yapıdır. Başarı veya başarısızlığı, sadece anayasal metinlerle değil, aynı zamanda ülkenin siyasi kültürüyle, aktörlerin uzlaşma yeteneğiyle ve kurumların işleyişiyle doğrudan ilişkilidir.

Benim uzun yıllardır edindiğim tecrübem gösteriyor ki, hiçbir siyasi sistem tek başına bir ülkenin tüm sorunlarını çözme garantisi vermez. Önemli olan, seçilen sistemin ülkenin kendi dinamiklerine ne kadar uyum sağladığı, kurumların ne kadar güçlü olduğu ve siyasi aktörlerin ortak akıl ve uzlaşma ruhuyla hareket edip etmediğidir. Yarı başkanlık sistemi, doğru ellerde ve uygun koşullarda dengeleyici bir rol oynayabilirken, yanlış yorumlandığında veya kötüye kullanıldığında ciddi siyasi krizlere yol açma potansiyeli taşır.

Unutmayın ki, her sistem gibi, yarı başkanlık da kendi içinde güzellikleri ve zorlukları barındırır. Önemli olan, bu karmaşık yapıyı anlamak ve ülkelerin kendi siyasi tercihlerini yaparken tüm bu detayları göz önünde bulundurmasıdır. Umarım bu kapsamlı makale, zihninizdeki soru işaretlerini gidermenize yardımcı olmuştur.

thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme

İlgili sorular

thumb_up_off_alt 1 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme
2 cevap
thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme
1 cevap
thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme
1 cevap
thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme
1 cevap
thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme
1 cevap

9,471 soru

17,606 cevap

34 yorum

109 üye

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı: 16
0 Üye 16 Ziyaretçi
Bugünkü Ziyaretler: 4867
Dünkü Ziyaretler: 6478
Toplam Ziyaretler: 4946007

Son Kazanılan Rozetler

sibel_Çelik Bir rozet kazandı
İbrahim_kaplan Bir rozet kazandı
fatma_arslan Bir rozet kazandı
nisanur_ciftci Bir rozet kazandı
elif_aydın Bir rozet kazandı
...