Türkiye, üzüm genetik kaynakları açısından dünyanın en zengin havuzlarından biridir; ancak son 50-60 yılda endüstriyel tarımın baskısı, iklim değişikliği ve hastalık (özellikle melez ve şaraplık türlerdeki) baskısı nedeniyle yüzlerce yerel çeşit ya tamamen yok olmuş ya da sadece birkaç köyde, yaşlıların bahçelerinde "halka" olarak kalmıştır. Bu çeşitlerin büyük çoğunluğu, vitivarietelerden ziyade yerel seleksiyonlardır ve isimleri bölgeden bölgeye değişir.
1. Karadeniz Bölgesi: "Kara Üzüm" ve "Yerli Siyah"
Karadeniz'in nemli iklimine özel, yüksek asiditeli ve erkenci çeşitler büyük kayıplar yaşadı. Kestel, Sakızlı ve Kara Üzüm gibi sofralık varyeteler, modern, dayanıklı ama lezzetsiz hibritlere (örneğin Thompson Seedless) yerini bıraktı. Özellikle Ordu ve Sinop çevresindeki "Yerli Siyah" türleri, aşılama hataları ve kök hastalıkları nedeniyle neredeyse iz bırakmadan silindi.
2. İç Anadolu: "Kuru Üzüm" Çeşitleri
Kuru üzüm üretiminde dünya lideri olan Malatya ve çevresinde, Höyük, Almut ve Karaistanbul gibi geleneksel çeşitlerin oranı azalırken, üretim verimi yüksek olan ama karakteri zayıf olan çeşitler yaygınlaştı. Özellikle Malatya Kuru Üzümleri içindeki yerel seleksiyonlar, homojenleştirme politikalarıyla eridi.
3. Doğu Anadolu ve Güneydoğu: Efsanevi Sofralık Tipler
Bu bölgelerde Boğazkere (şaraplık), Öküzgözü ve sofralık olarak Halka (veya Halka Siyah) çeşitleri hayatta kaldı ancak genetik çeşitlilikleri daraldı. Daha tehlikede olanlar ise Güneydoğu’daki Kırmızı Halka ve Yerli Beyaz varyeteleridir. Bu türler, kuraklığa karşı dirençli olmalarına rağmen, pazar talebinin değişmesiyle terk edildi.
4. Ege Bölgesi: Taşlı ve Kuru Sofralık Tipler
İzmir, Manisa ve Aydın hattında Sultaniye (İsmail Paşa) dışında kalan yerel çeşitler büyük zarar gördü. Bostancı, Kırmızı Sultaniye ve Taşlı gibi, yerel pazarlarda "babadan kalma" olarak bilinen çeşitler, zeytin ağaçlarıyla rekabet ve sulama maliyetleri nedeniyle hızla kayboldu.
Bu çeşitlerin kaybının en büyük sebebi genetik erozyondur. Çiftçiler, risk almamak için sertifikalı, pazarı garanti olan 3-4 çeşide (Sultaniye, Thompson, Boğazkere) odaklanmıştır. Oysa yitirilen her çeşit, gelecekteki hastalıklara ve iklim değişikliğine karşı bir "sigorta"dır.
Pratik Öneri: Eğer elinde ataların mirası olan, isimsiz ama karakterli bir üzüm fidanı varsa, onu asla sökme. Bu fidanı aşı altı olarak kullanıp üzerine modern bir çeşit aşılayarak hem genetik kaynağı korumuş hem de ekonomik getiri sağlamış olursun. Ayrıca, Türkiye Tarım ve Orman Bakanlığı’nın Gen Bankası ve Ziraat Odaları’nın yerel ıslah programlarına tohum/fidan desteği sağlayarak bu süreci yavaşlatabilirsin. Unutma; bir ceviz ağacını kurtarmak kolaydır ama bir üzüm çeşidini yeniden keşfetmek nesiller sürer.