Değerli Okuyucularım, Sevgili Dostlar,
Bugün sizinle tarihimizin en kritik dönemlerinden biri olan Milli Mücadele yıllarına ışık tutmak istiyorum. Bu kutlu yürüyüş, bir milletin küllerinden doğuş destanıdır; ancak bu destan yazılırken, yola çıkılan toprakların altı da üstü de sayısız zorlukla, engelle doluydu. İşte bu engellerden biri de, o çetin yıllarda boy gösteren ve milli birliğimize, bağımsızlık aşkımıza balta vurmak isteyen zararlı cemiyetlerdi.
Ben de yıllarca bu dönemin ruhunu, dinamiklerini ve inceliklerini araştıran, anlatan bir uzman olarak, bugün sizlere bu cemiyetleri, neden kurulduklarını ve mücadelemiz üzerindeki etkilerini tüm açıklığıyla anlatacağım. Gelin, o günlerin sisli perdesini birlikte aralayalım.
Osmanlı İmparatorluğu'nun Birinci Dünya Savaşı'ndan yenik çıkışı, ülkeyi derin bir yasa boğmuş, topraklarımızı işgalci güçlerin çizmesi altında bırakmıştı. Vatanın dört bir yanı işgal altındayken, İstanbul Hükümeti'nin acizliği, Padişah'ın iradesizliği, halkı büyük bir umutsuzluğa sürüklemişti. İşte tam da bu atmosferde, Mustafa Kemal Paşa önderliğinde bir "Milli Mücadele" ateşi yakıldı. Bu ateş, Anadolu'nun en ücra köşelerine kadar yayılan bir direnişin, topyekûn bir varoluş savaşının simgesiydi.
Ancak bu varoluş mücadelesi sadece dış düşmanlara karşı verilmiyordu. Kimi zaman işgalcilerin kışkırtmasıyla, kimi zaman da iç karışıklıklardan beslenerek ortaya çıkan zararlı cemiyetler, milli birliği parçalamak, mücadele azmini kırmak ve ülkeyi farklı çıkarlar uğruna bölmek için adeta bir virüs gibi yayılmaya çalıştılar. Bu cemiyetleri genel olarak iki ana başlık altında inceleyebiliriz:
Bu cemiyetler, Anadolu coğrafyasında yaşayan ve genellikle büyük devletler tarafından desteklenen azınlık grupları tarafından kurulmuştu. Temel amaçları, Milli Mücadele'yi engellemek, işgalcilerle iş birliği yaparak kendi bağımsız devletlerini kurmak veya mevcut devletlerine katılmaktı.
Anadolu'da en faal olan azınlık cemiyetlerinin başında Rumlar tarafından kurulanlar geliyordu. Onların en büyük hayali, Megali İdea (Büyük Fikir) adı verilen, Bizans İmparatorluğu'nu yeniden canlandırma ve Batı Anadolu ile Karadeniz'i Yunanistan'a katma idealiydi.
Bu cemiyetler, işgalci Yunan ordusunun adeta öncü kolu gibi hareket ederek, Anadolu'da büyük katliam ve yıkımlara sebep olmuşlardır.
Doğu Anadolu'da bağımsız bir Ermenistan kurma hedefiyle faaliyet gösteren Ermeni cemiyetleri de Milli Mücadele'nin önündeki önemli engellerden biriydi. Özellikle Rusya ve Fransa gibi devletlerin kışkırtmalarıyla beslenen bu cemiyetler:
Bu iki ana azınlık grubu dışında, Suriye ve güneydoğu bölgelerinde Fransız Muhipleri adı altında Ermenilerle iş birliği yapan ve bölgeyi Fransız himayesine sokmayı amaçlayan gruplar da mevcuttu.
Bu kategori, aslında mücadelenin iç dinamikleri açısından çok daha karmaşık ve bazen daha tehlikeliydi. Çünkü bu cemiyetleri kuranlar, kimlik olarak Türk olsalar da, Milli Mücadele'nin tam bağımsızlık ve ulusal egemenlik hedefine ya inanmıyor ya da kendi çıkarları uğruna karşı çıkıyorlardı. Bunların motivasyonları farklılık gösterse de, sonuç olarak hepsi vatanın bütünlüğüne ve milli birliğe zarar veriyordu.
Bu gruplar, Osmanlı Devleti'nin kendi başına varlığını sürdüremeyeceğine inanıyor ve kurtuluşu büyük bir devletin himayesine girmekte görüyorlardı. Kendi aralarında da hangi devletin himayesine girileceği konusunda anlaşmazlıkları vardı:
Bu cemiyetler, halkın zaten kırılgan olan moralini daha da bozarak, mücadele azmini zayıflatmaya çalışmışlardır.
Bu cemiyetler ise ya belirli bir bölgeyi kendi başlarına yönetme ya da İstanbul'daki halifeliğin ve saltanatın mutlak egemenliğini savunarak Milli Mücadele'ye karşı çıkma eğilimindeydiler.
Bu cemiyetlerin her biri farklı amaçlar gütse de, ortak noktaları şuydu:
Milli Birliği Parçalama: Ortak düşmana karşı birleşmek yerine, farklı grupları ve fikirleri çatıştırmak.
Tam Bağımsızlığı Reddetme: Manda ve himayeyi, hatta işgalcilerle iş birliğini bir kurtuluş yolu olarak görme.
İşgalcilerle İşbirliği: Çoğu zaman doğrudan veya dolaylı olarak işgalci güçlerin politikalarına hizmet etme.
Mücadele Azmini Kırma: Halk arasında umutsuzluk, kargaşa ve güvensizlik yayma.
Mustafa Kemal ve silah arkadaşları, bu iç ve dış düşmanlarla aynı anda mücadele etmek zorunda kaldılar. Bir yandan cephede düşmanla savaşılırken, bir yandan da içerdeki bölücü ve zararlı unsurları etkisiz hale getirmek için büyük çaba harcadılar. Propaganda, halkı bilgilendirme, güçlü bir TBMM otoritesi kurma, İstiklal Mahkemeleri aracılığıyla ihanet şebekelerini yargılama gibi yöntemlerle bu cemiyetlerin faaliyetlerini büyük ölçüde durdurdular.
Bugün, Milli Mücadele'nin o çetin yıllarını hatırladığımızda, o günlerin ruhunu ve zorluklarını daha iyi anlıyoruz. Bizim için en önemli ders ise, milli birliğin, vatan sevgisinin ve tam bağımsızlık idealinin ne denli kutsal ve vazgeçilmez olduğudur. Bu zararlı cemiyetlerin hikayesi, tarihimizdeki bir uyarı levhası gibidir: Dış güçlerin kışkırtmalarına ve içimizdeki ayrılıkçı seslere karşı her zaman uyanık olmalı, birliğimize ve beraberliğimize her koşulda sahip çıkmalıyız.
Umarım bu bilgiler, Milli Mücadele'mizin bilinmeyen veya az bilinen yönlerine ışık tutmuş ve hepimize değerli dersler çıkarmamızı sağlamıştır. Unutmayalım ki, geçmişimizi bilmek, geleceğimizi inşa etmenin en sağlam temelidir.
Saygılarımla,
Uzmanınız