Mavri Mira cemiyeti, adından da anlaşılacağı üzere tek bir kişi tarafından değil, belirli kurumların ve bu kurumların önde gelen isimlerinin ortak çabalarıyla kurulmuş, örgütlü bir yapılanmaydı. Bu cemiyetin kurucu ana omurgasını, İstanbul'daki Fener Rum Patrikhanesi oluşturur. Patrikhanenin o dönemdeki yetkilileri ve destekçileri, Mavri Mira'nın fikirsel ve örgütsel temelini atmıştır.
Fener Rum Patrikhanesi, Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinde, özellikle I. Dünya Savaşı'ndan sonraki Mütareke yıllarında, Megali İdea olarak bilinen "Büyük Fikir" idealini gerçekleştirmek amacıyla Rum toplumu içinde milliyetçi duyguları körükleyen ve örgütlü faaliyetler yürüten temel merkezdi. Mavri Mira ("Kara Yazgı" veya "Kara Kader" anlamına gelir) da Patrikhanenin yönlendirmesiyle, bağımsız bir Yunan devleti kurma ve Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu'nu yeniden canlandırma hayaliyle ortaya çıktı. Bu ideal, özellikle Batı Anadolu, İstanbul ve Trakya'yı kapsayan geniş bir coğrafyada Yunan hakimiyeti kurmayı hedefliyordu.
Cemiyetin faaliyetleri, Patrikhanenin yanı sıra çeşitli alt kuruluşlar aracılığıyla yürütülüyordu. Bunlar arasında;
Rum Kızılayı: İnsani yardım kisvesi altında milliyetçi propaganda ve lojistik destek sağlıyordu.
Göçmenler Komisyonu: Bölgedeki Rum nüfusunun hareketliliğini organize ederek demografik yapı üzerinde manipülasyon yapmaya çalışıyordu.
* İzci Ocağı: Genç nesilleri milliyetçi ideallerle yetiştirme ve ilerideki eylemler için hazırlama görevi üstleniyordu.
Bu kurumlar, Patrikhane'nin çatısı altında birleşerek, Yunanistan'ın siyasi ve askeri hedeflerine ulaşması için Osmanlı topraklarında zemin hazırlıyor, propaganda yapıyor, çeteler kuruyor ve uluslararası kamuoyunu etkilemeye çalışıyordu.
Türk milli mücadelesi açısından Mavri Mira, doğrudan ülkenin toprak bütünlüğünü hedef alan, Anadolu'daki Rum nüfusunu silahlandırarak isyanları teşvik eden ve işgalci Yunan kuvvetlerine lojistik ve istihbarat desteği sağlayan bir örgüt olarak görüldü. Özellikle Batı Anadolu'daki Yunan işgali sırasında sergilediği aktif rol, Türk milletinin bağımsızlık mücadelesini baltalama amacı taşıdığı için "zararlı cemiyet" kategorisinde değerlendirilmiştir. Onların eylemleri, sadece propaganda ile sınırlı kalmayıp, silahlı çatışmalara zemin hazırlayan ve sivil halk arasında çatışmaları körükleyen bir yapıya bürünmüştü.
Uzmanlık tecrübelerimden yola çıkarak şunu belirtmeliyim ki, Mavri Mira'yı değerlendirirken sadece "kim kurdu" sorusuna bir isimle cevap vermek yetersiz kalır. Asıl püf nokta, bu cemiyetin kurumsal bir akıl ve stratejiyle, kilise çatısı altında örgütlenmiş olmasıdır. Bu durum, Patrikhanenin sadece dini bir kurum olmanın ötesinde, o dönemde ciddi bir siyasi aktör olarak nasıl konumlandığını ve milliyetçi emeller doğrultusunda aktif rol aldığını net bir şekilde ortaya koyar. Anadolu'daki karışıklığı artırarak Yunanistan'ın yayılmacı politikalarına zemin hazırlamış olması, onu bağımsızlık mücadelesi veren Türkler için temel tehditlerden biri haline getirmiştir.