Yezid bin Muaviye, İslam tarihinin en tartışmalı ve polarize figürlerinden biridir; çoğunlukla 680 Karbela Felaketi'nin tetikleyicisi ve Hz. Hüseyin’in şehit edilmesinden sorumlu tutulan ikinci Emevi halifesidir. Ancak onu sadece bir “canavar” olarak etiketlemek, tarihsel derinliği ve siyasi bağlamı göz ardı etmektir.
Yezid, babası Muaviye bin Ebu Süfyan’dan sonra 680-683 yılları arasında halifelik koltuğuna oturmuştur. Onun en büyük yeniliği ve İslam tarihindeki kırılma noktası, halifelik makamını miras yoluyla oğlu Yezid’e devretmeye çalışmasıdır. Bu hamle, sahabe dönemindeki istişare (danışma) geleneğini bitirerek monarşik bir yönetim modeline geçişin ilk adımını atmıştır. Bu politika, özellikle Hz. Ali’nin soyundan gelenlerin ve Medine’deki aşiretlerin tepkisini çekmiş, siyasi istikrarsızlığın tohumlarını ekmiştir.
Halk arasında Yezid’in imgesi, Karbela Savaşı’nda Hz. Hüseyin ve yanındakilerin katledilmesinde doğrudan emir vermesiyle şekillenmiştir. Geleneksel anlatılarda o, kafir, zâlim ve şeytanlaşmış bir figürdür. Ancak modern tarihçiler, Yezid’in sahada bizzat savaşmadığını, aksine Medine’de yaşanan isyanları bastırmak ve otoritesini korumak adına siyasi baskılar uyguladığını, askeri komutanların kendi inisiyatifleriyle hareket ettiğini vurgular. Yani Yezid, daha çok sistemik bir baskı mekanizmasının mimarı olarak değerlendirilmelidir.
Yezid’in figürü, mezhepler arası derin bir yarayı temsil eder:
Sünni görüşte: Genellikle meşru sayılmaz, zulmüyle tanınır; ancak bazı erken dönem Sünni kaynaklarında "aşırı suistimal edilen" bir lider olarak da anılır.
Şia inancında: Kesin bir şekilde şeytanlaştırılmış, iman dışı ve ebedi lanete uğramış bir figürdür.
Püf noktası şudur: Yezid’i anlamak için onu sadece bir “birey” olarak değil, Evlâd-ı Resûl’ü (Hz. Peygamber’in soyundan gelenleri) iktidardan dışlayan ve dini otoriteyi siyasi güce tabi kılma projesinin yüzü olarak okumak gerekir.
Eğer bu konuyu akademik veya kültürel bir perspektifle ele alıyorsan, Yezid’i yargılamak yerine sonuçlarına odaklan. Onun dönemi, İslam dünyasında ilk büyük iç sivil çatışmalara (Fitne) zemin hazırlamış, şii-sünni ayrışmasının kökleşmesine ve dini mezheplerin siyasi kimliklere dönüşmesine neden olmuştur. Bugün hâlâ etkisi devam eden bu kutuplaşmanın tohumları, Yezid’in koltuğa oturduğu o dönemde atılmıştır. Tarihi sadece kahramanlar ve canavarlar üzerinden değil, yapısal değişimlerin aktörleri üzerinden okuman, sana çok daha net bir fotoğraf verecektir.