Şafi mezhebinin kurucusu, büyük İslam alimi İmam Muhammed ibn İdris eş-Şâfiî'dir. Hicri 150 (M. 767) yılında Gazze'de doğup, Hicri 204 (M. 820) yılında Mısır'da vefat eden İmam Şafiî, İslam hukuk tarihinde bir dönüm noktası teşkil etmiştir.
İmam Şafiî, ilim yolculuğuna Mekke'de başlamış, daha sonra Medine'ye giderek dönemin büyük müçtehidi İmam Mâlik'ten dersler almıştır. İmam Mâlik'in el-Muvatta adlı eseri üzerinde çalışması, onun hadis ve fıkıh birikimini temelden şekillendirmiştir. Ancak İmam Şafiî'nin hikayesi burada bitmez; Bağdat'a giderek Hanefî fıkhının önde gelen temsilcileriyle de ilmi münazaralara girmiş, böylece ehlü'l-hadîs (hadisçiler) ve ehlü'r-ra'y (yorum/akılcılar) ekollerini derinlemesine inceleme fırsatı bulmuştur.
İşte tam da bu noktada, yani farklı ekollerin çatışma yaşadığı bir ortamda, İmam Şafiî'nin dehası ortaya çıkar. O, bu iki ekolü birbiriyle uzlaştıran, hadisle akıl arasında dengeyi kuran ortak bir metodolojiye ihtiyaç olduğunu fark etmiştir. Bu metodolojiyi, yani fıkhın temel prensiplerini ve çıkarım yollarını ilk kez sistematik bir şekilde kaleme aldığı meşhur eseri "er-Risâle" ile ortaya koymuştur. Bu eser, Usûl-i Fıkıh (İslam Hukuku Metodolojisi) bilim dalının ilk ve en temel eseri kabul edilir. Sen de biliyorsun ki, bir fıkıh mezhebinin sadece birtakım görüşlerden ibaret olmadığını, asıl gücünü dayandığı sağlam usulden aldığını düşünürsek, İmam Şafiî'nin bu katkısının ne denli hayati olduğu açıktır.
Şafiî mezhebi, İmam Şafiî'nin bu titiz usul anlayışı üzerine kurulmuştur:
1. Kur'an ve Sünnet: Mezhebin temeli Kur'an ve Sünnet'e sıkı sıkıya bağlılıktır. İmam Şafiî, Sünnet'i Kur'an'ın açıklayıcısı olarak görür ve tevatür yoluyla gelmemiş hadislerin bile hüküm kaynağı olabileceğini savunur.
2. İcma ve Kıyas: Sünnet'ten sonra icma (alimlerin görüş birliği) ve ardından kıyas (benzer durumlar arasında hüküm çıkarımı) gelir. O, kıyası belli kurallara bağlamış, keyfi yorumlardan uzak tutmaya çalışmıştır.
3. İstihsan ve Maslahatın Sınırlandırılması: Diğer bazı mezheplerde sıkça kullanılan istihsan (hukukî tercihin güzeli seçmesi) ve maslahat (kamu yararı) gibi kavramları, delilsiz bir hüküm kaynağı olarak görmeyip, ancak şer'î delillerle desteklendiğinde kabul edilebileceğini belirtmiştir. Bu yaklaşım, mezhebin zâhirî (metin odaklı) yönünü güçlendirir.
İmam Şafiî'nin fıkhî hayatında dikkat çekmen gereken en önemli noktalardan biri, onun iki farklı dönemde farklı içtihatlar ortaya koymuş olmasıdır. Irak'ta kaldığı dönemdeki görüşlerine "el-Mezhebü'l-Kadîm" (Eski Mezhep) denirken, hayatının son yıllarını geçirdiği Mısır'daki görüşlerine "el-Mezhebü'l-Cedîd" (Yeni Mezhep) denir. Bu değişim, coğrafi ve kültürel farklılıkların, fıkhî içtihatlar üzerindeki etkisini açıkça gösterir. Özellikle er-Risâle ve el-Ümm gibi eserleri, onun fıkıh metodolojisi ve içtihatlarının temel kaynaklarıdır.
Özetle, İmam Şafiî, sadece kendi adını taşıyan bir mezhep kurmakla kalmamış, aynı zamanda İslam hukuk düşüncesine sistematik metodolojiyi getirerek, fıkıh ilminin daha sağlam temeller üzerine oturmasını sağlamış, böylece kendinden sonraki tüm fıkıh ekollerini derinden etkilemiştir. Onun bu dehası, Şafiî mezhebinin günümüze kadar varlığını ve etkisini sürdürmesinin temel sebebidir.