Hacı Veyiszade Mustafa Efendi (1876-1960), Osmanlı'nın son dönemi ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarında yaşamış, Konya'nın yetiştirdiği en önemli din alimlerinden, müderris ve mutasavvıflardan biridir. O, sadece bir ilim adamı değil, aynı zamanda zor zamanlarda dini eğitimi ve manevi rehberliği kesintisiz sürdürmeye çalışan bir direniş ve adaptasyon sembolüdür.
Veyiszade Efendi, henüz küçük yaşlardan itibaren ilme yönelmiş, devrin önde gelen alimlerinden ders alarak fıkıh, tefsir, hadis gibi zahiri ilimlerde derinleşmiştir. Aynı zamanda tasavvufi bir terbiye görmüş, Şeyh Osman Nuri Efendi'den hilafet alarak Nakşibendi Tarikatı'nda irşat görevini üstlenmiştir. Bu iki yönüyle, yani hem şeriatı hem de hakikati temsil eden ender şahsiyetlerdendir. Onun en belirgin özelliklerinden biri, ilmiyle amil olması, yani öğrendiklerini hayatına tatbik etmesidir. Vaazlarında ve sohbetlerinde bu bütünlüğü daima vurgulamıştır.
Cumhuriyet dönemiyle birlikte medreselerin kapatılması, dini eğitimin büyük ölçüde sekteye uğramasına neden olurken, Hacı Veyiszade Efendi, bu zorlu sürece rağmen ilim öğretme azmini hiç kaybetmemiştir. Konya'daki Gaybi Medresesi'nde ve daha sonra farklı mekanlarda, talebe yetiştirmeye devam etmiştir. Hatta gizlice dersler vermiş, birçok hafız ve alim yetiştirerek dini ilimlerin nesilden nesile aktarımında kritik bir rol oynamıştır. Onun bu gayreti, Cumhuriyet'in ilk yıllarında dini bilginin korunması ve taşınmasında adeta bir köprü vazifesi görmüştür.
Veyiszade Efendi'nin mirasının en can alıcı püf noktası, onun yaşadığı dönemin siyasi ve sosyal çalkantılarına rağmen istikametinden taviz vermeden ilim ve irşat faaliyetlerine devam etmesidir. Özellikle medreselerin kapatılması ve dini eğitimin kısıtlandığı bir dönemde, bireysel çabalarla ilmi geleneği canlı tutması, sonraki nesiller için ilham verici bir model olmuştur.
Kendi tecrübelerimden yola çıkarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Veyiszade Efendi gibi şahsiyetler, bize ilim öğrenmenin ve öğretmenin sadece kurumsal yapılarla sınırlı olmadığını, samimi bir azim ve ihlasla her koşulda sürdürülebileceğini göstermiştir. Onun yetiştirdiği talebelerin, ilerleyen yıllarda Türkiye'nin farklı coğrafyalarında dini hizmetlerde bulunması, bu büyük alimin etkisinin ne denli geniş olduğunu ortaya koyar. Onun metodunda, sadece bilginin aktarımı değil, aynı zamanda talebenin ahlaki ve manevi terbiyesi de önceliklidir. Bu bütüncül yaklaşım, bugün de din eğitimi üzerine düşünenler için önemli bir kılavuzdur. Veyiszade Efendi, Ehl-i Sünnet vel Cemaat akidesine bağlılığı ve bidatlerden uzak durma hassasiyetiyle de tanınır. Onun hayatı, ilme, amele ve ihlasa adanmış bir ömrün en güzel örneklerinden biridir.
Hacı Veyiszade, tam adıyla Mehmet Vehbi Efendi, 1887 yılında Konya'da doğmuş ve 1960 yılında yine Konya'da vefat etmiş, döneminin en önde gelen İslam âlimlerinden, müderrislerinden ve manevi rehberlerinden biridir. Özellikle Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki zorlu dönemlerde dinî ilimlerin yaşatılması, öğretilmesi ve halkın manevi ihtiyaçlarının karşılanmasında adeta bir mihenk taşı olmuş, kilit bir rol oynamıştır.
Konya'nın köklü ve ilimle iç içe olan Veyiszadeler ailesine mensup olan Mehmet Vehbi Efendi, ilk eğitimini alim babası Hacı Veyis Efendi'den aldı. Daha sonra dönemin seçkin medreselerinde Arapça, tefsir, hadis, fıkıh ve kelam gibi temel İslami ilimleri derinlemesine tahsil etti. Zamanının saygın hocalarından dersler alarak kısa sürede ilmi derinliği ve bilgisiyle dikkat çekti. Özellikle fıkıh ilmindeki vukufiyeti ve usul-i fıkıh konusundaki yetkinliği onu çağdaşlarından ayıran en önemli özelliklerdendi.
Hacı Veyiszade, ömrünün büyük bir kısmını ilim öğretmeye adadı. Cumhuriyet'in kuruluşuyla birlikte medreselerin kapatılması ve din eğitiminin devlet eliyle ciddi kısıtlamalara tabi tutulduğu zorlu yıllarda dahi, o, ilim neşrine ara vermedi. Evinde, özel meclislerde ve zaman zaman camilerde gizlice ders vermeye devam etti. Bu durum, onun dine, ilme ve gelecek nesillere olan sarsılmaz bağlılığının en somut göstergesidir. Binlerce öğrenci yetiştirdi; bunların arasında Türkiye'nin dört bir yanından gelen ve daha sonra önemli mevkilere gelmiş birçok din âlimi, müftü, vaiz ve müderris bulunmaktadır. Talebelerine sadece nakilci olmayı değil, meselelere derinlemesine nüfuz etmeyi, akıl yürütmeyi ve çağın problemlerine İslami bir bakış açısıyla çözüm üretmeyi aşılamıştır.
Veyiszade, sadece bir müderris olmaktan öte, aynı zamanda halkın manevi rehberiydi. İnsanların dertlerine ortak olur, onlara İslami bir perspektiften yol gösterir, ahlaki ve toplumsal konularda nasihatler verirdi. Onun etrafında oluşan topluluk, o dönemlerde dinî ve kültürel değerlerin korunmasında adeta bir kale görevi görmüştür. Konya'da "Hacı Veyiszade Cemaati" olarak bilinen bu manevi halka, o günkü şartlarda büyük bir dayanışma ve irşat merkeziydi.
Hacı Veyiszade'nin en dikkat çekici püf noktası, geleneksel İslami ilimleri dönemin ve geleceğin modern sorunlarıyla harmanlayarak bütüncül bir çözüm ve eğitim anlayışı geliştirmesidir. O, sadece geçmişin mirasını aktarmakla kalmadı, aynı zamanda değişen dünya koşullarında Müslümanların nasıl ayakta kalabileceği, dinî kimliklerini nasıl koruyabileceği ve topluma nasıl faydalı olabileceği üzerine derinlemesine düşünen, öncü bir âlimdi. Medrese eğitimini sadece kuru bilgilerden ibaret görmez, onu modern bir çerçeveye oturtma fikrini savunurdu.
Benim yılların tecrübesiyle edindiğim izlenime göre, onun yetiştirdiği talebelerin anlatımlarından da açıkça anlıyoruz ki, Veyiszade Hazretleri, gençlerin sadece ilimle değil, aynı zamanda ahlak, edep ve güçlü bir şahsiyet inşasıyla da yetişmesine özel önem verirdi. Bu bütüncül yaklaşım, sadece ezberci değil, düşünen, sorgulayan, kendi ayakları üzerinde durabilen ve topluma faydalı bireyler yetiştirmeyi amaçlamıştır. Bu yönüyle, günümüzdeki eğitim tartışmalarına bile ışık tutacak bir vizyona sahipti.
Hacı Veyiszade, hayatını İslam'a ve Müslümanlara hizmet etmeye adamış, eserleri ve yetiştirdiği talebelerle günümüze kadar uzanan derin bir etki bırakmış, müstesna bir şahsiyettir.