Hacı Bektaş-ı Veli’nin eserleri konusunda en büyük yanılgı, onun o dönemde yazılı bir literatür üreten klasik anlamda bir "müellif" olduğu düşüncesidir. Aslında Bektaşilik geleneğinde bilgi aktarımı ağırlıklı olarak sözlü kültürün (nefes, deyiş, sohbet) üzerinden gerçekleşmiştir. Bu nedenle, günümüzde elimizdeki metinlerin bizzat onun kaleminden çıktığından ziyade, halifeleri ve sonraki nesiller tarafından derlenen, yorumlanan ve zamanla şekillenen bir "geleneğin" ürünü olduğunu kabul etmek gerekir.
Bu eser, Bektaşilikte en temel ve kutsal kabul edilen metindir. İçinde Hz. Ali’nin Hz. Fatıma ve Hz. Hasan-Hüseyn’e yaptığı vasiyetler, erkan ve erkân-ı Muhammediyye’nin sırları yer alır. Ancak akademik araştırmalar, bu metnin Hacı Bektaş-ı Veli’nin bizzat yazdığı bir kitap olmadığını, onun talimatları doğrultusunda Halife Cerrah’ın ve sonraki halifelerin derlediği bir "söylev derlemesi" olduğunu göstermektedir. Yine de inananlar için inşirah kaynağı olan bu metin, "Veli'nin eseri" olarak anılır.
Bektaşilikte "eser" kavramının belki de en canlı biçimi nefeslerdir. "Gel gel gel", "Bismillah", "Yalancı dost" gibi mısralar, Hacı Bektaş-ı Veli’ye atfedilen şiirsel ifadelerdir. Bu metinler, tasavvufi derinliği, tasavvufi vecizeleri ve toplumsal eleştirileri içeren, halkın diline dolanan kısa ve vurucu metinlerdir. Kendi tecrübeme dayanarak söyleyebilirim ki; bu nefesleri okurken veya dinlerken, metnin kendisinden çok o anki ruh halinin ve manevi atmosferin ön plana çıktığını fark edersiniz. Yani eser, kâğıt üzerinde duran statik bir metin değil, icra edilen dinamik bir ritüeldir.
Bektaşiliğin ibadet mekânı olan Meclis-i Firuzene’nin çalışma prensipleri, on iki imamların sırları ve evliya mertebeleri hakkında bilgiler içeren sohbet metinleri de bu kapsamda değerlendirilir. Bunlar genellikle "İlmihal" niteliğindeki kılavuz kitaplar içinde yer alır.
Eğer Bektaşilik literatürünü akademik veya teolojik bir perspektifle inceliyorsan, "yazılı eser" ile "geleneğe atfedilen metin" arasındaki farkı iyi ayırt etmelisin. Hacı Bektaş-ı Veli’nin "eseri", tek bir kitap değil; Tâcül Arvâh, nefesler, deyişler ve onun sohbetlerinden süzülen hikmetler bütünüdür.
Pratik bir öneri olarak, sadece metinleri okumakla yetinmeyip, bu metinlerin nasıl söylendiğini, hangi ritüel bağlamda tekrarlandığını ve toplumsal işlevinin ne olduğunu araştırmak, konuya dair çok daha katmanlı ve doğru bir anlama sağlayacaktır. Yazılı kelime, bu gelenekte sadece bir taşıyıcıdır; asıl değer, kelimenin arkasındaki manevi enerji ve sohbet geleneğindedir.