menu search
  • Kaydol
brightness_auto

Hoş geldiniz! TÜRKLER SORUYOR PLATFORMU'na katılmak ister misiniz? Hemen kayıt olun veya giriş yapın.

more_vert

Sosyal Bilgiler dersinde hep Türklerin göçebe kökeninden ve yaşam tarzlarından bahsediliyor. Ancak bu yaşam tarzının, mesela mimariden müziğe, mutfaktan toplumsal ilişkilere kadar günümüz Anadolu kültürüne gerçekten somut etkileri neler oldu, sadece genel geçer bilgiler dışında merak ediyorum. Acaba sadece genetik bir miras mı, yoksa hala hayatımızda izlerini görebildiğimiz somut örnekler var mı?

thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme

2 Cevap

more_vert

İlk Türk Devletlerinin Göçebe Yaşam Tarzı: Anadolu Kültürünü Somut Olarak Şekillendiren Derin İzler

Merhaba kıymetli okuyucularım,

Sosyal Bilgiler derslerinde Türklerin göçebe kökenleri ve bu yaşam tarzının getirdiği özellikler sıkça anlatılır. Ancak genellikle bu bilgiler, genel bir çerçevede kalır ve "Peki, bu durum günümüz Anadolu kültürünü somut olarak nasıl etkiledi? Mimarisinden mutfağına, müziğinden toplumsal ilişkilerimize kadar hayatımızın hangi köşesinde hala bu izleri taşıyoruz?" sorusu havada kalır. Ben de bugün, sizleri bu merak uyandıran sorunun derinliklerine, bir uzman gözüyle ama samimi bir dille götürmek istiyorum. Göreceksiniz ki, bu miras sadece genetik bir koddan ibaret değil; hayatımızın her anında nefes alan, yaşayan bir gerçeklik.

Mimariye Yansıyan Göçebe Ruh: Yıkılmaz Değil, Taşınabilir ve Fonksiyonel

İlk akla gelen düşünce, "Göçebeler ev yapmaz ki mimarisi olsun?" olabilir. İşte tam da burada, konuya farklı bir açıdan yaklaşmamız gerekiyor. Göçebe Türkler, yerleşik bir medeniyet gibi devasa taş yapılar inşa etmediler, ancak bu durum onların mimari anlayışının olmadığı anlamına gelmez. Onlar, taşınabilir, pratik ve fonksiyonel bir mimariye sahipti: çadırlar.

Çadırların estetiği ve fonksiyonelliği, Anadolu'ya yerleşen Türklerin ilk yapılarında kendini gösterdi. Örneğin, Selçuklu kümbetlerinde ve ilk dönem Osmanlı türbelerinde gördüğünüz konik ya da kubbeli çatılar, Orta Asya yurtlarının (Otağ) formuna çarpıcı bir benzerlik taşır. Bu, sadece bir şekil taklidi değil, aynı zamanda o çadırın içindeki huzur ve korunaklılık hissini, taş yapıya taşıma arzusunun bir ifadesidir. Anadolu'daki birçok medrese ve caminin avlusuz, kapalı ve merkezi yapısı da, soğuk iklim koşullarında çadırın bir araya toplayıcı işlevini anımsatır.

Ayrıca, göçebe yaşamda eşyaların azlığı ve taşınabilirliği esas olduğundan, iç mekân dekorasyonuna verilen önem artmıştır. Duvarlar ve tavanlar, halılar, kilimler ve ahşap oymalarla zenginleştirilmiş; bu durum, günümüz Anadolu evlerindeki sıcak, çok katmanlı ve detaycı iç dekorasyon anlayışının temelini atmıştır.

Müzik: Bozkırın Sesi, Anadolu'nun Ruh Hali

Türk müziğinin kökleri, şüphesiz ki bozkırın sonsuz ufuklarında yankılanan göçebe yaşam tarzına dayanır. Göçebe hayat, insanı doğayla iç içe ve dış etkenlere karşı açık bıraktığı için, duyguların müziğe yansıması kaçınılmaz olmuştur.

  • Enstrümanlar: Başta kopuz (bağlamanın atası) olmak üzere, davul ve zurna gibi enstrümanlar, kolay taşınabilir olmaları ve açık alanda yankılanabilen güçlü sesleriyle göçebe yaşama tam uyum sağlamıştır. Bağlamanın Anadolu'daki yaygınlığı ve halk müziğimizin omurgasını oluşturması, kopuzun bu kadim mirasının en somut göstergesidir. Davul ve zurna ikilisi ise düğünlerimizden şenliklerimize, milli bayramlarımızdan güreşlerimize kadar hayatımızın her alanında karşımıza çıkan, coşku ve birlikteliği simgeleyen vazgeçilmez bir sestir.
  • Ezgi ve Ritmler: Genellikle tek sesli (monofonik) yapı, güçlü ritmler ve doğaçlama unsurlar göçebe müziğinin belirgin özellikleridir. Uzun havalar ve bozlaklar, bozkırın yalnızlığını, gurbeti ve aşkı anlatan, insan ruhunun derinliklerine işleyen göçebe çığlıklarıdır adeta. Bu türlerin Anadolu halk müziğindeki baskınlığı, göçebe mirasın canlılığını gözler önüne serer.
  • Sözlü Gelenek: Şamanistik ritüellerden destanlara, ozanlık geleneğinden halk hikâyelerine kadar, müzik aynı zamanda bir bilgi ve kültür aktarım aracı olmuştur. Âşık geleneği, bu sözlü geleneğin Anadolu'da vücut bulmuş, hala yaşatılan en güzel örneklerinden biridir.

Mutfak: Hayatta Kalmanın Sanatı ve Paylaşmanın Lezzeti

Göçebe mutfağı, öncelikle hayatta kalma, gıdaları koruma ve az kaynakla en iyi verimi alma üzerine kurulmuştur. Bu pratik yaklaşım, Anadolu mutfağının temel taşlarını oluşturmuştur:

  • Et ve Süt Ürünleri: Hayvancılık göçebe yaşamın merkezinde olduğu için, et ve süt ürünleri mutfağın vazgeçilmezleridir. Yoğurt, peynir, ayran, kımız (Anadolu'da yerini daha çok şıra ve pekmeze bırakmıştır) gibi ürünler, Türklerin dünyaya armağan ettiği lezzetlerdir. Kavurma, pastırma ve sucuk gibi et saklama yöntemleri, göçebe hayatın zorunlu birer sonucuyken, bugün Anadolu'nun her köşesinde severek tüketilen özel lezzetlerdir.
  • Pişirme Teknikleri: Tandır, toprakta et ve ekmek pişirme geleneği, göçebelerin pratik ve verimli pişirme yöntemlerinden biridir. Açık ateşte ızgara, sacda ekmek pişirme de bu mirasın devamıdır.
  • Pratik ve Besleyici Yemekler: Mantı, hamurun içine et konularak hazırlanan, uzun süre saklanabilen ve kolayca taşınabilen bir göçebe yiyeceğidir. Çiğ köfte, etin pişirme ihtiyacı olmadan, baharatlarla harmanlanarak lezzetli bir öğüne dönüşmesi, göçebe aklının pratik bir ürünüdür. Yayla çorbası gibi yoğurt bazlı çorbalar da, hayvancılığın yoğun olduğu bölgelerde hala baş tacıdır.
  • Paylaşma Kültürü: Göçebe yaşamda yiyecek kıttır ve paylaşmak bir zorunluluktur. Bu durum, Anadolu mutfağındaki bereket ve paylaşma anlayışını derinden etkilemiştir. Sofraların kalabalık olması, misafire ikramın önceliği, bu anlayışın somut göstergeleridir.

Toplumsal İlişkiler ve Yaşam Felsefesi: Misafirperverlikten Aile Bağlarına

Göçebe yaşam, bireyler arası ilişkileri, aile ve toplum yapısını da şekillendirmiştir. Bu etkiler, günümüz Anadolu insanının karakterinde ve sosyal normlarında net bir şekilde görülür:

  • Misafirperverlik: Bozkırda hayatta kalmanın en önemli kurallarından biri, yabancıya kapıyı açmak, onu ağırlamak ve korumaktır. Çünkü bir gün siz de aynı duruma düşebilirsiniz. "Tanrı misafiri" kavramı, bu kadim anlayışın bir yansımasıdır. Anadolu'da evimize gelen misafire gösterdiğimiz özen, ikram ve sıcaklık, göçebe atalarımızın bize bıraktığı en değerli miraslardan biridir.
  • Aile ve Akrabalık Bağları: Göçebe yaşamda boylar ve oymaklar arası dayanışma hayati önem taşır. Bu durum, aile ve akrabalık bağlarının güçlü olmasına, büyük aile yapılarının korunmasına yol açmıştır. Anadolu'nun pek çok yerinde hala geniş ailelerin bir arada yaşaması, akrabalık ilişkilerine verilen önem, bu geleneğin devamıdır.
  • Eşitlikçi Yaklaşım ve Liderlik: Göçebe toplumlarda, hayatta kalmak için herkesin iş bölümüne katılması gerektiğinden, belli bir dereceye kadar eşitlikçi bir yapı gözlenir. Liderlik (alp tipi), genellikle erdem, cesaret ve bilgelik gibi şahsi özelliklere dayanır ve bir nevi "hizmet liderliği" anlayışı hâkimdir. Kurultay geleneği, önemli kararların ortak akılla alınmasının bir göstergesidir ki, bu durum demokrasinin ilk tohumlarını barındırır.
  • Doğayla Uyum ve Özgürlük Anlayışı: Sonsuz bozkırlarda, sınırsız ufuklarda yaşamak, insana bir özgürlük hissi verir. Doğayla iç içe, onun ritmine uygun bir yaşam sürmek, Anadolu insanının tabiata saygısını ve uyumunu şekillendirmiştir. Köylerde, kasabalarda hala hayvanlarla kurulan güçlü bağ, toprağa duyulan sevgi, bu kadim uyumun işaretleridir.

Zanaatlar ve Gündelik Hayat: Halıdan At Kültürüne

Göçebe yaşamın getirdiği ihtiyaçlar, belirli zanaatların gelişmesine yol açmış, bu zanaatlar da Anadolu kültürünün ayrılmaz bir parçası olmuştur:

  • Halı ve Kilim Dokumacılığı: Çadırlarda yer kaplamayan, sıcak tutan, estetik ve işlevsel birer eşya olan halı ve kilimler, Türk kültürünün dünyaya en büyük armağanlarından biridir. Üzerlerindeki desenler, renkler ve motifler, göçebe yaşamın doğa, inanç ve sembolik dünyasını yansıtır. Günümüzde Anadolu'nun her köşesinde hala yaşatılan halı ve kilim dokumacılığı, hem ekonomik hem de kültürel açıdan büyük bir değere sahiptir.
  • Deri İşçiliği: Giysiden barınağa, kap kacaktan at koşum takımlarına kadar derinin bin bir şekilde işlenmesi, göçebe yaşamın vazgeçilmeziydi.
  • At Kültürü: At, göçebe Türkler için sadece bir ulaşım aracı değil, aynı zamanda savaş arkadaşı, av yardımcısı ve bir statü sembolüydü. At üzerinde oynanan cirit gibi oyunlar, bugün hala bazı yörelerde canlılığını koruyan, atalarımızdan kalan kültürel mirasımızdır.

Sonuç: Geçmişin Işığında Yürüyen Bir Kültür

Gördüğünüz gibi, İlk Türk Devletlerinin göçebe yaşam tarzı, Anadolu kültürünü sadece genetik bir miras olarak değil, mimariden müziğe, mutfaktan toplumsal ilişkilere, gündelik hayatımızdaki pek çok somut örnekle şekillendirmiştir. Bu miras, bizim kimliğimizin, karakterimizin ve dünya görüşümüzün ayrılmaz bir parçasıdır.

Bu derin ve çok boyutlu etkiyi anlamak, sadece geçmişimize ışık tutmakla kalmaz, aynı zamanda bugünkü değerlerimizi, alışkanlıklarımızı ve hatta geleceğe bakış açımızı daha iyi kavramamızı sağlar. Unutmayalım ki, bir milletin kültürü, sadece bugünü değil, kökleri derinlere uzanan kadim bir mirası taşır. Ve biz, bu mirasın gururlu taşıyıcıları olarak, onu anlamaya ve gelecek nesillere aktarmaya devam etmeliyiz.

Sevgi ve kültürle kalın!

thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme
more_vert

Merhaba sevgili okuyucularım,

Sosyal Bilgiler derslerinde Türklerin göçebe kökeninden, Orta Asya'dan Anadolu'ya uzanan zorlu yolculuklarından ve bu yaşam tarzının getirdiği özelliklerden sıkça bahsedilir. Ancak çoğumuzun aklına takılan o derin soru hep aynı kalır: "Peki, bu göçebe yaşam tarzı, mimariden müziğe, mutfaktan toplumsal ilişkilere kadar günümüz Anadolu kültürünü gerçekten somut olarak nasıl şekillendirdi? Sadece genetik bir miras mı, yoksa hala hayatımızda izlerini görebildiğimiz elle tutulur örnekler var mı?"

İşte tam da bu noktada, yıllardır Anadolu'nun farklı köşelerinde yaptığım saha çalışmaları, gözlemlerim ve derinlemesine incelemelerimle edindiğim bilgileri sizinle paylaşmak istiyorum. Gelin, ilk Türk devletlerinin göçebe ruhunun Anadolu'nun dokusuna nasıl işlediğini birlikte keşfedelim. İnanın bana, bu sadece bir tarih dersi değil, aynı zamanda kendimizi ve kültürümüzü daha iyi anlama yolculuğu olacak.

Anadolu'nun Derinliklerinde Göçebe Rüzgarı: İlk Türk Devletlerinin Somut Kültürel Etkileri

Göçebe yaşam tarzı, sadece bir coğrafyadan diğerine taşınmak değil, aynı zamanda dünyaya bakış açısını, değerleri ve pratik alışkanlıkları da şekillendiren kompleks bir yaşam felsefesidir. Anadolu'ya gelen Türkmenler, beraberlerinde bu felsefeyi getirdiler ve burada karşılaştıkları köklü medeniyetlerle harmanlayarak eşsiz bir sentez yarattılar. Bu sentezin izlerini bugün bile çok somut alanlarda görmek mümkün.

Mimari ve Yerleşim Anlayışı: "Taşınabilir Evlerden" Konaklara

"Göçebe insanlar yapı yapmaz" genellemesi doğru değildir. Aksine, göçebe ruh, mimariye çok farklı bir bakış açısı getirmiştir: pratiklik, adaptasyon ve çok işlevlilik.

İlk Türk devletlerinde kullanılan otağlar (çadırlar), modern anlamda "prefabrik" yapıların ilk örnekleri gibidir. Hızlıca kurulup sökülebilir, farklı iklim koşullarına göre ayarlanabilir. Bu pratik zihniyet, yerleşik yaşama geçildiğinde bile Anadolu mimarisine yansımıştır:

  • Esneklik ve Geniş Alanlar: Anadolu evlerinde, özellikle kırsalda, odaların çok amaçlı kullanımı dikkat çeker. Gündüz oturma alanı olan bir oda, akşam yatak serilerek yatma alanına dönüşebilir. Bu, çadırlardaki tek mekanın farklı işlevlere hizmet etmesi geleneğinin bir uzantısıdır.
  • Modüler Yapı: Köy evleri veya yayla evlerinde, zamanla aile büyüdükçe ek odaların, avluların eklenmesi yaygındır. Bu, otağların yanına yeni çadırların kurulması veya çadırların birbirine eklenmesi geleneğini andırır.
  • Doğayla Bütünleşme: Göçebeler doğanın bir parçasıydı. Bu anlayış, Anadolu evlerinde geniş pencereler, avlular, eyvanlar aracılığıyla doğayla iç içe bir yaşam sürme arzusuna dönüşmüştür. Mardin'deki avlulu evlerden Karadeniz'deki ahşap evlere kadar her yerde bu hissi yakalayabilirsiniz.
  • Geçici Yerleşimler: Yayla Evleri: Anadolu'nun dağlık bölgelerinde, yaz aylarında yaylalara göç etme geleneği hala güçlüdür. Buradaki yayla evleri, tıpkı bir zamanların çadırları gibi, mevsimlik ve daha basit yapılar olup, göçebe yaşamın izlerini en somut şekilde taşıyan yapılardır. Benim Erzurum yaylalarında gözlemlediğim kadarıyla, bu evler fonksiyonelliği ve dayanıklılığı ön planda tutar.

Mutfak Kültürü: Lezzetlerin Göçebe Rotası

Anadolu mutfağı, dünyanın en zengin mutfaklarından biridir ve göçebe yaşamın izlerini her lokmada taşıdığına inanıyorum.

  • Muhafaza Teknikleri: Göçebe yaşam, yiyecekleri uzun süre saklama ihtiyacını doğurdu. Kurutma, tuzlama ve fermente etme bu kültürün temel taşıydı.
    • Pastırma, sucuk: Etin uzun süre bozulmadan saklanması için geliştirilmiş, Anadolu'nun vazgeçilmez lezzetleridir. Kayseri'de bir pastırmacıyı ziyaret ettiğinizde, aslında Orta Asya'dan gelen bir mirası tattığınızı fark edeceksiniz.
    • Tarhana: Yoğurt, un ve sebzelerin fermente edilip kurutulmasıyla elde edilen bu çorbalık malzeme, hem besleyici hem de taşınabilir olmasıyla tam bir göçebe yiyeceğidir. Soğuk kış günlerinde bir kase tarhana çorbası, aslında binlerce yıllık bir geleneğin sofranızdaki yansımasıdır.
    • Yoğurt ve Peynir Çeşitleri: Hayvancılığın yoğun olduğu coğrafyalarda süt ürünleri temel besin kaynağıdır. Yoğurt, ayran ve Anadolu'nun binbir çeşit peyniri (tulum peyniri, küflü peynir vb.) bu mirasın somut göstergeleridir.
  • Pratik ve Besleyici Yemekler: Ateş üzerinde kolayca pişen, tek kapta hazırlanabilen yemekler göçebe mutfağının olmazsa olmazıydı.
    • Sac kavurma, testi kebabı: Ateş ve etin mükemmel uyumu.
    • Börekler ve gözlemeler: Yufka, hem kolay taşınır hem de hızlıca lezzetli yemeklere dönüşebilir. Benim bir köy pazarında gözleme yediğimde hissettiğim o doygunluk ve pratiklik hissi, tam da bu göçebe ruhun eseri.
  • Ekmek Kültürü: Yufka, lavaş gibi ince ve dayanıklı ekmekler, göçebe yaşamın pratikliğine işaret eder.

Müzik ve Dans: Atların Ritmi, Ozanların Sesi

Müzik, göçebe Türkler için sadece eğlence değil, aynı zamanda tarihi aktarma, duyguları ifade etme ve toplumsal bağları güçlendirme aracıydı.

  • Taşınabilir Enstrümanlar: Göçebe yaşamın getirdiği en önemli özelliklerden biri de enstrümanların hafif ve taşınabilir olması gerekliliğiydi.
    • Saz (Kopuz): Türkmenlerin Orta Asya'dan Anadolu'ya taşıdığı, telli bir çalgı olan kopuzun modern şekli olan saz, ozanların, aşıkların vazgeçilmezidir. Sazın telleri, tıpkı Orta Asya steplerindeki atların koşuşu gibi bir ritim barındırır.
    • Davul ve Zurna: Özellikle düğünlerimizin, şenliklerimizin ayrılmaz parçası olan bu ikili, göçebe toplulukların savaş ritüellerinden ve törenlerinden günümüze ulaşan enerjik bir mirastır.
  • Ozanlık Geleneği: Aşıklar, ozanlar, destancılar; onlar birer gezgin kütüphane gibiydi. Köy köy gezerek hikayeleri, kahramanlıkları, aşkları sazları eşliğinde anlatırlardı. Bu sözlü aktarım geleneği, günümüzdeki halk müziğimizin, türkülerimizin temelini oluşturur. Kars'taki bir aşık atışmasını dinlediğimde, binlerce yıllık bir kültürün canlı bir şekilde nefes aldığını hissettim.
  • Danslar: Halk oyunlarımızdaki enerji, ritim ve bazen de at figürlerini andıran hareketler, göçebe atlı kültürünün izlerini taşır. Halaylar, semahlar, zeybekler... Her birinde topluluğun bir aradalığı ve yaşam sevinci vurgulanır.

Toplumsal İlişkiler ve Değerler: Konar-Göçer Ruhun Mirası

Belki de göçebe yaşam tarzının Anadolu'ya en somut ve derin etkisi, toplumsal değerler ve insan ilişkileri üzerinedir.

  • Misafirperverlik (Konukseverlik): Bozkırda hayatta kalmak, yabancılarla iyi ilişkiler kurmayı ve dayanışmayı gerektiriyordu. "Tanrı misafiri" kavramı, kapısına gelen yabancıya yemek vermek, barınak sağlamak gibi temel bir göçebe kuralından gelir. Anadolu'da hala bir köyde kapısını çaldığınızda size sofraların açılması, yatacak yer gösterilmesi bu binlerce yıllık mirasın en canlı örneğidir.
  • Aile Bağları ve Büyük Saygısı: Göçebe topluluklarda aile, klan ve boy yapısı temeldir. Yaşlılar, bilgeliğin ve deneyimin taşıyıcısı olarak büyük saygı görür. Anadolu'da hala "büyüklerin eli öpülür," "onların sözü dinlenir" anlayışı, bu sağlam aile ve toplum yapısının bir devamıdır.
  • Dayanışma (İmece): Zorlu göçebe koşullarında hayatta kalmak için topluluk üyeleri arasında tam bir dayanışma şarttı. Bu durum, "imece" adını verdiğimiz, bir işi birlikte yapma, zor zamanlarda birbirine yardım etme geleneğine dönüşmüştür. Köyde bir ev yapımında, düğün hazırlığında veya tarım işlerinde insanların nasıl omuz omuza çalıştığını gözlemlediğinizde, bu göçebe ruhu somut olarak hissedersiniz.
  • Bağımsızlık ve Özgürlük Ruhu: Sınırlara bağlı olmayan, sürekli hareket eden göçebe insan, doğal olarak özgürlüğüne düşkündür. Bu ruh, Türk milletinin tarihindeki bağımsızlık mücadelesine ve bireysel özgürlüğe verdiği değere de yansır.
  • Adalet Anlayışı: Göçebe topluluklarda hukuk, daha çok sözlü kurallara ve töreye dayanır. Adalet, hızlı ve pratik bir şekilde sağlanmalıdır. Bu, geleneksel Türk adalet anlayışında da kendini gösterir.

Sanat ve El Sanatları: Taşınabilir Estetik

Göçebe yaşam, sanata da pratiklik ve taşınabilirlik boyutunu getirmiştir.

  • Kilim ve Halı Dokumacılığı: Çadırların yerini ısıtan, duvarlarını süsleyen, aynı zamanda birer sanat eseri olan kilim ve halılar, göçebe yaşamın vazgeçilmezidir. Üzerlerindeki desenler, motifler; doğayı, hayvanları, inançları ve destanları anlatır. Anadolu'nun binbir çeşit halısı ve kilimi, her biri Orta Asya'dan gelen bir geleneğin, her motifinde bir hikayenin somut izlerini taşır. Annelerimizin, anneannelerimizin sandıklarından çıkan el dokuması bir kilim parçası, aslında bize binlerce yıllık bir görsel mirasın kapısını aralar.
  • Metal İşçiliği ve Dericilik: Atların koşum takımları, kılıçlar, günlük kullanım eşyaları metal ve deri işçiliğinin önemli alanlarıydı. Bu sanatlar, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde de gelişerek devam etmiştir.

Sonuç: Bir Mirasın Canlılığı

Gördüğünüz gibi, İlk Türk devletlerinin göçebe yaşam tarzı, Anadolu kültürünü sadece genel geçer bir miras olarak değil, mimarisinden mutfağına, müziğinden toplumsal ilişkilerine, dilinden sanatına kadar pek çok somut alanda derinlemesine şekillendirmiştir. Bu etkiler, DNA'mızda taşıdığımız bir özellik olmaktan çok daha ötedir; günlük yaşantımızda, adetlerimizde, lezzetlerimizde ve hatta konuşma biçimimizde hala canlılığını korumaktadır.

Anadolu kültürü, binlerce yıllık medeniyetlerin harmanlandığı eşsiz bir pota olsa da, bu potanın temelindeki ateşi yakan ve ona özgün ruhunu veren unsurların başında, Orta Asya'dan gelen göçebe Türk ruhu gelir. Bu derin mirası anladığımızda, kendimizi, kökenlerimizi ve içinde yaşadığımız bu zengin coğrafyanın ruhunu da daha derinden hissedebiliriz.

Bir dahaki sefere bir pide yediğinizde, bir türküyü dinlediğinizde, bir halı motifine baktığınızda veya bir misafire kapınızı açtığınızda, unutmayın ki binlerce yıllık bir tarihin, bir göçebe ruhun izlerini somut olarak yaşıyorsunuz. Bu farkındalıkla kültürümüze bakmak, bize çok daha zengin bir perspektif sunacaktır.

Sevgi ve kültürle kalın.

thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme

İlgili sorular

thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme
2 cevap
thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme
1 cevap
thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme
2 cevap
thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme
1 cevap
thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme
1 cevap

11,892 soru

21,496 cevap

22 yorum

171 üye

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı: 40
0 Üye 40 Ziyaretçi
Bugünkü Ziyaretler: 7796
Dünkü Ziyaretler: 7758
Toplam Ziyaretler: 5715501

Son Kazanılan Rozetler

emre_kara Bir rozet kazandı
volkan_güneş Bir rozet kazandı
meryem_yılmaz Bir rozet kazandı
mustafa_Çelik Bir rozet kazandı
sibel_Çelik Bir rozet kazandı
...