Türk adının yazılı kaynaklarda geçtiği en eski ve kesin belgeler, tarihsel olarak 568 tarihli Bizans-Sasani Antlaşması ve hemen ardından gelen 572 tarihli Antlaşma olarak kabul edilir. Bu belgeler, "Türk" isminin coğrafi veya etnik bir kimlik olarak diplomatik metinlerde resmileştiği ilk anları temsil eder.
Bu antlaşmalarda Türkler, bağımsız bir güç olarak değil, daha çok Sasani İmparatorluğu'nun kuzeydoğu sınırlarındaki bir tehdit veya müttefik unsur olarak geçmektedir. Özellikle 568'deki antlaşmada, Bizans İmparatoru I. Justinianus ile Sasani Kralı I. Khusrau arasında yapılan mutabakat, Ortadoğu'daki güç dengelerini düzenlerken, Türklerin varlığına atıfta bulunur. Ancak burada dikkat edilmesi gereken kritik nokta, bu metinlerdeki "Türk" ifadesinin genellikle Rüya (Oğuz/Türgesh) boyu veya genel Türk kavimlerini kastederek, onların Sasani toprakları üzerindeki baskısını veya hareket alanını kısıtlama amacı taşımasıdır.
Birçok tarihçi, bu diplomatik referansların, Türk adının Asya bozkırlarındaki siyasi birlikteliklerin ötesinde, uluslararası ilişkilere sızmaya başladığının kanıtı olduğunu vurgular. Yani "Türk" artık sadece bir boy adı değil, bir devlet veya topluluk ağırlığı taşıyan bir terim haline gelmiştir.
Bu konuyu incelerken sıkça yapılan bir hata, yazılı antlaşma kayıtlarını arkeolojik buluntularla karıştırmaktır. Örneğin, Orhun Abideleri (732-735) Türk adının geçtiği en ünlü ve anıtsal Türkçe metinlerdir; ancak bunlar, adın ilk geçtiği belgeler değildir. Orhun Abideleri, Türk devlet geleneğinin zirvesini ve kimlik bilincinin en güçlü ifadesini sunar, oysa 6. yüzyıl Bizans-Sasani metinleri, Türk adının dış dünyaya nasıl yansıdığını gösteren ilk diplomatik izlerdir.
Pratikte bu fark, tarih çalışırken "ilk kullanım" ile "en kapsamlı kullanım" arasındaki ayrımı netleştirmenizi sağlar. Eğer bir sınav veya akademik tartışmada karşı karşıysan, cevap her zaman 6. yüzyıl Bizans-Sasani Antlaşmaları olmalıdır. Bu belgeler, Türk adının jeopolitik haritaya ilk kez resmi olarak işlendiği anı belgeleyerek, Türk tarihinin diplomatik hafızasının başlangıcı olarak kabul edilir.