"Derin Devlet", bir devlette anayasal kurumlar ve demokratik denetim mekanizmalarının dışında, genellikle gizli ve gayriresmi yollarla faaliyet gösteren, seçilmiş iktidarlara paralel veya onların üzerinde etki sahibi olmayı hedefleyen bir yapılanmadır. Bu kavramı anlamak için onu tek bir kişi ya da grup olarak değil, daha ziyade devletin temel çıkarlarını ve kuruluş felsefesini koruma misyonu edindiğini düşünen, ancak bunu hukuk dışı yollarla gerçekleştiren bir zihniyet ve örgütlenme biçimi olarak görmelisin.
Türkiye özelinde derin devlet, genellikle ordunun, istihbarat teşkilatlarının, yargının ve kimi zaman organize suç unsurlarının iç içe geçtiği bir ağ olarak tanımlanır. Soğuk Savaş dönemindeki "kontrgerilla" veya NATO'nun "Gladio" operasyonlarıyla benzerlikler taşıyan bu yapılar, komünizm tehdidine karşı ülkenin güvenliğini sağlama bahanesiyle kurulmuş, ancak zamanla siyaset mühendisliğine ve hukuk dışı faaliyetlere yönelmişlerdir.
Bu yapının temel özellikleri şunlardır:
Gizlilik ve Hukuk Dışılık: Faaliyetleri genellikle kamuoyundan gizlidir ve yasalara aykırı eylemleri kapsar (suikastlar, provokasyonlar, darbeler).
Algılanan Misyon: Devleti, özellikle laiklik, üniter yapı gibi temel prensiplerini "dış ve iç tehditlere" karşı koruma gibi bir misyon üstlenir. Ancak bu koruma anlayışı, demokratik süreçleri ve halkın iradesini hiçe sayma noktasına gelebilir.
* Hesap Verilemezlik: Yasal bir statüsü olmadığı için eylemleri denetlenemez ve sorumluları tespit edilemez. Bu da cezasızlık kültürünü besler.
Deneyimlerimden söyleyebilirim ki, derin devlet ne zaman ki demokratik kurumlar zayıflar, hukuk devleti ilkesi aşınır ve şeffaflık eksikliği baş gösterir, o zaman palazlanır ve gücünü artırır. Bu yapının varlığı, siyasi istikrarsızlığa yol açar, devletin güvenilirliğini zedeler ve vatandaşın devlete olan inancını sarsar. Türkiye tarihinde özellikle Susurluk Kazası gibi olaylar, derin devletin varlığını somut bir şekilde gözler önüne sermiş ve kamuoyunda büyük tartışmalara neden olmuştur. Bu yapıları aşmanın tek yolu, demokrasinin tüm kurumlarıyla güçlendirilmesi, hukukun üstünlüğünün istisnasız bir şekilde uygulanması ve her türlü devlet faaliyetinin şeffaf ve denetlenebilir hale gelmesidir.