Realizm Akımı'nın ortaya çıkışında tek bir isme indirgenemese de, edebi ve felsefi temelleri açısından Honoré de Balzac ve Gustave Flaubert gibi isimler başrolü oynarken, teorik altyapıyı kuran Hippolyte Taine'in etkisi tartışmasızdır. Ancak akımın "doğuşu" dediğimiz anın mimarı olarak Stendhal (Marie-Henri Beyle) ve özellikle Balzac'ın Sorgular (Recherches) adlı manifestosunu göstermek gerekir.
Gerçekçiliğin edebiyattaki ilk büyük patlaması, Romantizm'in duygusal abartılarına tepki olarak doğdu. Balzac, La Comédie Humaine (İnsanlık Komedyası) başlığı altında yazdığı eserlerle toplumsal kesimleri, ekonomik yapıları ve psikolojik detayları bilimsel bir titizlikle ele alarak Realizm'in temel taşlarını döşedi. O, sanatın aynayı değil, gerçeğin özünü yansıtması gerektiğini savundu.
Bunu Gustave Flaubert takip etti. Madame Bovary romanıyla "tarafsız anlatıcı" tekniğini mükemmelleştirdi. Flaubert için Realizm, sadece dış dünyayı betimlemek değil, objektiflik ve soğukkanlılık demekti. O, yazarın kişisel duygularından arınarak, olayları olduğu gibi, yargılamadan aktarması gerektiğini ısrarla vurguladı. Bu "soğuk gerçekçilik", akımın en belirgin kimlik özelliğidir.
Edebiyat dışı dünyada Realizm'in en güçlü teorisyeni Hippolyte Taine'dir. Taine, sanat eserlerini anlamak için ırk, ortam ve an (race, milieu, moment) üçlüsünü kullandı. Bu deterministik yaklaşım, Realizm'in neden 'o zaman, o yerde' doğduğunu açıklar. Taine'in bilim insanı gibi eleştirmen olması, edebiyatın bilimsel bir disiplin haline gelmesine zemin hazırladı.
Birçok kişi Realizm'i sadece "günlük hayatın anlatılması" sanır. Oysa püf nokta şudur: Realizm, olayların olduğu gibi anlatılması değil, olayların neden o şekilde gerçekleştiğinin sosyolojik ve psikolojik kökenlerinin araştırılmasıdır.
Pratik bir örnek verecek olursak: Bir edebiyat dersi verirken öğrencilere "Realizm ne demek?" diye sorduğunuzda, çoğu "sıradan insanların hikayesi" der. Ama asıl fark şu: Stendhal'ın Kızıl ile Siyah'ında Julien Sorel'in yükselişini anlatırken, sadece onu sevmezsiniz; onu bu noktaya getiren Napolyon sonrası Fransa'nın sınıf çelişkilerini analiz etmiş olursunuz. İşte Realizm'in gücü, okuyucuyu sadece duygulandırmak değil, toplumsal mekanizmanın nasıl çalıştığını görmesini sağlamaktır.
Sonuç olarak, Realizm akımının ortaya çıkışında balzac'ın yapısal vizyonu, Flaubert'in üslup disiplini ve Taine'in bilimsel metodolojisi birleşerek modern edebiyatın en güçlü damarlarından birini oluşturmuştur.